Belasını Arıyor
Kuduz Yanki İtleri ve Müttefikleri,
Mezar Edelim Onlara
Bölgedeki Her Karış Toprağı ve körfezi!

Körfez bölgesi ve Ortadoğu, emperyalistler tarafından yağmacı ve hunhar bir savaş cehennemine boğulmak üzeredir.
2. Dünya Savaşından bu yana şahit olunmamış çapta bir savaş seferberliği bölgeye savaş malzemesi ve asker yığmaktadır. “Mafia babalarının babası”na has bir kabadayılıkla, bu savaş seferberliğinin başını Yanki emperyalistleri çekiyor. Birleşmiş Milletler dahil, elindeki bütün imkanları kullanarak mümkün olduğu ölçüde diğer emperyalistleri de işbirliğine katarak ve faşist T.C. devleti, gerici Suudi Arabistan Krallığı ve Mısır hakim sınıfları gibi uşak yapılı ve bağımlı rejimleri göreve koşturarak, emperyalist Yanki mafyası, ABD savaş makinasının bütününü harekete geçirmiş ve bölgede büyük çapta bir askeri şiddet ve barbarlığa kollarını sıvamış durumdadır.
Temmuz sonu-Ağustos başı döneminde bölgedeki gelişmeler, nerdeyse iğrençliği ve sahtekarlığı ile böbürlendikleri bir ikiyüzlülükle, bu hunharlık seferberliği için emperyalistler tarafından bahane olarak kullanılmaktadır. Hem Doğu'lu hem de Batı'lı emperyalistlerin kendi askeri, mali ve teknik yardımları ve emperyalist velinimet teveccühleri ile beslenegelmiş karşı-devrimci halk düşmanı Saddam Hüseyin rejiminin 2 Ağustos'ta Irak ordusunu Kuveyt üzerine sürerek işgal ve ilhak girişimi, “krizin başlangıcı ve sebebi” (!) olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Özellikle emperyalist Yanki mafyası, Irak'a karşı topyekün bir savaşı başlatmak veya “kaçınılmaz” akibet haline getirmek üzere hareket etmekte, her türlü provakasyon ortamını yaratmak ve kullanmak için zorlamaktadır. Yanki generallerinden birisi, “şahsen Bağdat'ı haritadan silmekten yanayım” diye böğürmekte, Yanki propaganda borazanlarının, “sonunda ya Saddam gidecek, ya da Bush!” mertebesine vardırdıkları savaş naraları, bu seferberliğe emperyalist ulusal çıkarların sembolleriyle alabildiğine ciddiyet yüklemektedirler. Emperyalistler, kendi temin ettikleri imkanlarla Saddam Hüseyin rejiminin sahip olduğu ve gene emperyalistlerin hiçbir itirazı olmadan kullanmasına göz yumdukları 'kimyasal silahları bahane ederek, kendilerinin ve/veya Ortadoğu'daki Siyonist saldırı köpeklerinin, nükleer bomba “kullanmak zorunda kalacaklarını” bile ilan ediyorlar. Bölgede yürürlüğe konmuş durumda olan emperyalist saldırı ve hunharlık vahim boyutlardadır ve emperyalist iblisler buna göre hazırlık yapıyorlar.
Tek başına ABD, hummalı bir şekilde, tarihin en yoğun ve en büyük hava indirmesiyle ilk etapta 125 bin, ama toptan 250 bin askeri ve deniz çıkartma piyadesini Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgeye aktarmaktadır. ABD savaş mekanizmasının bu seferberliği yeterince hızla gerçekleştirememe kaygusuyla, sivil yolcu uçak şirketlerinin en büyüğünden 40 uçağı askeri hizmete çekilmiştir. 1,6 milyonluk ABD ordu yedeklerinden 120 bini --Vietnam savaşından bu yana ilk kez olmak üzere-- aktif savaş görevine çağırılmaktadır. Tüm ABD kamuoyu “ulusal çıkar ve prensipler uğruna fedakarlık zamanı” geldiğine ikna edilmeye çalışılmaktadır. Batı Almanya'da mevzilenmiş durumda olan ABD askerlerinin bir kesimi, Türkiye, Avrupa ve bölgedeki tüm Amerikan üsleri, savaş ayağına oturtulmuştur. Yanki donanmasının en ağır topları, uçak taşıyıcı ve nükleer roket ateşleyebilen savaş gemilerinden tam teşekküllü 4 filo grubu, Körfez, Kızıl Deniz, Süveyş - Akdeniz sularına mevzilendirilmiştir.
Bölgede, kumandası Yanki postalını yalayan üslerdeki mevcut savaş uçakları haricinde, en az 600 ek bombardıman uçağı bölgeye yığılmıştır. Türkiye'deki incirlik ve Yumurtalık üsleri başta olmak üzere, Van, Diyarbakır havaalanları, Kıbrıs'taki üsler, Suudi Arabistan'da ABD'nin senelerdir milyarlarca dolar harcıyarak inşa etmiş olduğu askeri tesisler, F-111 “cerrahi darbe”, F-117A (Stealth) gibi en modern savaş uçakları dahil olmak üzere ABD hava kuvvetlerinin kullanımına hazır edilmiştir. ABD'nin saldırı iti İsrail Siyonistlerinin, ABD uşağı T.C.'nin ve Suudi Arabistan'ın, efendisinin emrini bekleyen savaş uçağı filoları bunlara ek vaziyette alarma geçirilmiş durumdadır. Hint Okyanusundaki Diego Garcia adasında, herbiri 250 kiloluk 100 bomba yağdırabilen 50 adet B-52 bombardıman uçağı, Irak'ı “halı döşemesi gibi bombalamak üzere” göreve hazır edilmiştir. Yanki emperyalistleri, kara kuvvetlerini takviye için hızla, tank, ağır zırhlı araçlar ve nükleer cephane ateşleyebilen bataryaları bölgeye koşturmaktadır.
“Apo, Saddam'la anlaşma yapıyor” çığırtkanlıkları arasında faşist Türk ordusu kiralık asker sürüsü gibi Irak sınırına mevzilendirilmektedir. 21 karşı-devrimci Arap rejiminin biraraya geldiği zirvede, ABD batonu altında 12'sinin kararıyla, Suudi Arabistan'ın “savunulması için (!)” oluşturulan “Arap” (!) Askeri Birlikleri'ne Suriye'nin 2000 askerle destek olmasına rağmen, faşist bürokrat/komprador burjuva-feodal Türk hakim sınıfı, “yoksa güneyimizde Irak, İran ve Suriye'den bir üçlü ittifak mı oluşuyor” sahtekarlıklarıyla, provakasvon ortamı hazırlamaya uğraşıyor.
Emperyalist Yanki mafyasının çete temsilcisi Bush'un saldırı emri için “pek uzun boylu beklemem!” naraları refakatinde, Irak'a karşı Birleşmiş Milletler, Kore Savaşı döneminde bile başvurmadığı sertlikte kararlar üretmektedir. Emperyalist saldırı ve savaş makinaları zaten yola koyulduktan sonra, sembolik kararlarla bu yağmacı iblislerin cani seferberliğine “uluslararası kanun” kılıfı ve “meşruluk” kazandırmaya çalışıyorlar. Ama bu çabaları, emperyalistlerin kendi aralarındaki çıkar birliği kadar, dalaşın da gittikçe kızışan aynası durumundadır.
Yanki emperyalistlerinin başını çektiği seferberliğe, kendi öz emperyalist çıkarları ve hesaplarının güdüsüyle ve güçleri oranında diğer emperyalistler de katılmış durumdadır. Birleşik Arap Emirliği ve Umman'daki üsleri, savaş gemileri ve üç filo bombardıman uçağı taşıyıcısıyla İngiltere, Çad ve Afrika Boynuzu'ndaki bombardıman uçakları, hava indirme tugayları ve roket ateşleyen helikopterleri taşıyan Clemenceau grubu filosuyla Fransa, iki destroyer ve bir savaş ikmal gemisi ile Kanada, uzaktan kumandalı roket ateşleyen iki savaş gemisi ve savaş malzeme tankeriyle Avustralya, iki savaş gemisini Doğu Akdeniz kıyısına gönderen İtalya, mayın tarama ve malzeme gemileriyle Belçika, deniz nakliye gemilerini diğerlerine askeri malzeme taşımak üzere görevlendiren Danimarka, iki mayın tarama bir levazımat gemisiyle Almanya, Irak'a karşı ambargo-abluka-savaş haçlı seferine koşturdu. Sömürge halkları emperyalist çıkarlar uğruna askere alıp birbirine kırdırtma biçiminde defalarca yaşanmış emperyalist politika bir kez daha uygulanmakta, Suriye'den, Fas'tan, Mısır'dan, Bengladeş'ten ve Pakistan'dan askerler, bu kanlı oyuna alet edilmek üzere bölgeye toplanmaktadır. “Kore'de kan dökerek NATO'nun” tasmalı iti “üyeliğini” kazandığı ile övünen ve bu sefer de emperyalistlerin emriyle Arap ve Kürt kitlelerinin kanını dökerek “Ortak Pazar üyeliği elde edebileceğini” zanneden ahmak-uşak T.C. devleti, 650 bin kiralık askeri ile, patronu ABD'den emir beklemektedir.
Kısa bir süre öncesine kadar, dünyanın her köşesinde ABD'nin başını çektiği rakip emperyalist blok ile mevzi dalaşı içinde ve toptan bir kapışmaya hazır vaziyette bulunan Sovyet sosyal-emperyalistleri de Körfez'e göndermiş oldukları iki savaş gemisi ile, hiç de eski bir müşterisi olmayan Irak'a karşı seferberlikte mevzi tutmuş bulunuyor. Şayet böylesi bir durum bundan birkaç sene önce --ABD'nin başını çektiği savaş bloğu ile sosyal-emperyalist Sovyetler Birliğinin başını çektiği savaş bloğu arasında, Ortadoğu, doğrudan ve topyekün bir askeri kapışmaya giden çatışma rotasının en kızışmış ve gergin noktalarından biri iken-- ortaya çıkmış olsaydı, çok kısa bir süre içerisinde, 3. emperyalist dünya savaşını, eşikte bekleyen tehlike olmaktan çıkarıp, dünya çapında nükleer savaş cehennemini günün gerçeği haline pekala da getirmiş olabilirdi. Ancak bölgedeki durum sarih bir şekilde gösteriyor ki, dünya, “barış, istikrar, ekonomik kalkınma ve işbirliği” beyanları ve temennilerine hiçbir şekilde uyum arzetmiyor. Artık Ortadoğu'da bir savaşın patlayıp patlamıyacağı değil, kaç gün veya kaç saat içinde, hangi hedeflerin imhası ile patlıyacağı tartışılıyor!! Bu savaşın kimin bayrağı ve kumandası altında yürütülmesinin daha doğru olduğu, emperyalist iblisler arasında kararlaştırılıyor! Yıkım, hunharlık, ve halklar için getireceği ızdırabın, İran-Irak savaşının fersah fersah ötesinde olacağı, bu emperyalist iblisler tarafından futursuzca ilan ediliyor.
Kendi yetiştirmeleri Saddam Hüseyin rejiminin sözümona “medeniyet standartlarını ve uluslararası kanunu (!)“ ihlal ettiğinden ötürü açtıklarını söyledikleri “cezai seferin” çapı ve niteliği, bilakis, bunun bir bahaneden ibaret olduğunu bilfiil ortaya koyan nitelik ve amaçtadır. Saddam Hüseyin rejimi, emperyalistlerin medeniyet ve kanun standartlarına olan hassasiyetlerini gücendirmiş olamaz; tersine, daha dün Panama'yı kana boğan işgali, Nikaragua'yı dışardan saldırı ile çökertmek için- milyonlarca dolar ve asker yollayışı, Grenada'yı askeri çıkarmayla ezişi, Vietnam'da milyonlarca insanın canına kıyan saldırganlığı, Güney Afrika ırkçı rejiminden tutun da saldırı iti Siyonist karakol devleti İsrail'e kadar her türlü gerici, gayri-meşru devleti, cuntayı, faşist diktatörlüğü finanse edip, kontr-gerilla ve ölüm mangalarını kendi uzmanlarıyla eğitip beslemesiyle, Bohpal gibi yerlerde binlerce kitleyi bir gecede zehirli gazla katledişi vb. ile, dünya sömürü imparatorluğu için akla gelecek her türlü vahşeti kullanmış olan emperyalist Yanki mafyası, Hüseyin'de ancak kendi “medeni” meziyetlerinden küçük bir nümune bulabilir. Emperyalist Yanki mafyasının sözcüsü Bush, Irak'ın Kuveyt'i işgali hakkında, “işimize, yaşam tarzımıza, özgürlüklerimize, dost ülkelerin özgürlüklerine bir tehdittir” diyerek, ABD emperyalizminin ülkedeki sosyal tabanını, şöven, gerici tabakanın en bayağı ve iğrenç ihtiraslarını kamçılayıp galeyana getirmeye çalışıyor; ama ister istemez, bu kanlı seferberliğin altında yatan gerçek ve kızışan sorunları da teşhir etmiş oluyor.
Evet Yanki mafyası ve diğer hemcinslerinin, kendileri için doğal, Allah vergisi kabul ettikleri o emperyalist sömürü ve tahakküm “özgürlüklerinin” sonu gelmektedir! Bunun sebebi de, karşı-devrimci Saddam rejiminin kendi ihtirasları değildir. Partimizin sürekli olarak izah ve işaret ettiği gibi, 2. emperyalist paylaşım savaşı yoluyla ve sonrasında şekillenmiş (ve SSCB'de 1956'dan itibaren kapitalizmin restore edilmesi ve emperyalist-revizyonist bir rakip gücün ortaya çıkması ile de koşullanmış olan) emperyalist dünya düzeni, dikişlerinden çatırdayarak sökülmektedir. Bu düzenin mevcut yapısını hallaç pamuğu gibi atmakta olan siyasi ve iktisadi bunalım, dünyayı bir emperyalist savaş / proleter devrim konjonktünü içine sıkıştırmıştır. Bu bunalımın kasırgası, bugün görüldüğü gibi büyük şiddetle Ortadoğu üzerinde odaklanmış durumdadır. Birkaç ay önce, Doğu Avrupa'da bir dizi karşı-devrimci devleti ve ekonomiyi sarsıntıya boğup, Doğu Almanya-Batı Almanya gibi 2. Dünya savaşı ile oluşmuş sınırları (dikişleri) darmadağın eden, Berlin Duvarını gümbürtüyle deviren, Doğu Avrupa halklarının nasıl sömürüleceği üzerine yeniden ganimet paylaşımını şimdiden gündeme getirmiş olan bu emperyalist dünya bunalımı, hiçbir şekilde durgunlaşma emaresi göstermiyor. Tersine emperyalist düzenin çelişkileri içiçe geçerek birbirini kızıştırmakta ve toptan savaş / devrim konjonktürüne doğru zorlamaktadır.
Partimizin de içinde yer aldığı Devrimci Enternasyonalist Hareket'in Deklarasyonu'nda bu noktaya dikkat çekilmişti:
“Rakip emperyalist çeteler arasındaki, emperyalistlerle ezilen uluslar arasındaki, ve emperyalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişkilerin hepsi, gelen dönemde kendisini büyük bir ihtimalle, daha önce emsali görülmemiş boyutlarda silah zoruna dayanan bir şekilde ifade edecektir. Stalin'in 1. Dünya Savaşına ilişkin söylediği gibi:
'On sene önce patlak veren emperyalist savaşın önemi, diğer şeylerin yanısıra, bütün bu çelişkileri tek bir düğüm içinde toparlamış ve teraziye vurmuş olması, dolayısıyla proletaryanın devrimci savaşlarını hızlandırmış ve kolaylaştırmış olmasında yatar.' ” (S. 7)
Siyasi ve iktisadi bunalımın, sömürü ve baskının cenderesi altında Ortadoğu'daki düzen yapıları gevremiş ve hurdaya çıkmış durumdadır, iki rakip emperyalist blok arasındaki savaş hazırlıklarının --son döneme kadar-zaten istikrarsız olan bu yapıların üstüne yığmış olduğu yük, çelişkileri ve karşı-devrimci devletlerin bunalımını büsbütün depreştirmiştir. Karşı-devrimci Irak devletinin içinde bulunduğu bunalım, bu durumun özgül örneklerinden biridir. İki emperyalist savaş bloğunun mevzi dalaşına birçok yönden bağlı olarak, rakip emperyalistlerin her iki tarafı birden desteklemesiyle sekiz sene uzayan ve bir milyon insanın kıyımına malolan İran-Irak savaşı, Irak ekonomisini harap etmiş, 80 milyar dolarlık borcun altına yıkmıştı. Savaş sırasında Arap gericileri ve Kuveyt'ten 30 milyar dolar yardım almış olan ve şimdi “Arap dünyasını İran'ın İslam Fanatikçiliğine karşı korumasının” faturasının geri kalan kısmını Irak'ın kendi başına üstlenmesinin “doğru hesap olmadığını” öne süren Bağdat, “Arap dünyasında büyük güç” olma ihtiraslarına uygun olarak, Kuveyt petrol gelirleri üzerinde hak beyan etmeyi, ordusu ile fiiliyata geçirdi. Tüm dünya petrol rezervlerinin beşte biri Saddam rejiminin kontrolüne geçmiş oldu. Irak'taki bunalıma çare arama güdüsü dışında, uluslararası durumda, Sovyetler Birliği'nin rakip blokla toptan bir çatışma rotası izleme yerine, kendi imparatorluğunun bunalımları ile cebelleşme ve belli bir dönem için yeni bir iç ve dış politika izleme taktigi uygulamasının yarattığı koşullar, Saddam rejimine, kendi bölgesel emelleri uğruna zorlamak için sınırlı bir ek manevra sahası yaratmış oldu. Faşist Türk devletinin seçkin itlerinin de aynı veya benzeri zorunluluklar, bunalım, ve hatta daha da gerici ihtiraslarla kuyruklarını havaya diktikleri bir süredir dikkati çekmektedir. Kendilerinin Osmanlı veraseti peşinde, Kerkük-Musul hülyaları, “50 km. daha güneye sınır çekme” veya “ENKA işçilerimizin can güvenliğini koruma”, veya “Kürt sorununu kökten halletme” üzerine sayıklamaları buna işarettir. Saddam rejimi ile emperyalist patronları arasındaki bugünkü husumet ve savaş ortamını, bu yönde kullanabilmek için can atıyorlar. Bütün emperyalist “senaryolarda biz başroldeyiz!”, “nihayet önemimiz takdir ediliyor” biçimindeki ulumalarıyla, Türk hakim sınıfı ne iğrenç bir kiralık asker ruhuna sahip olduğunu, ve bir parça şeker veya (veya bir damla petrol) için emre amade bekleyen bir uyuz it olma niteliğini sergilemektedir.
Yanki emperyalizmi ile Sovyet sosyal-emperyalizmi arasındaki uçlaşmış çelişkinin sınırlı ve geçici bir dönem için göreceli olarak yumuşamış olması, bu aynı çelişkinin de içinde bulunduğu sıkışan çelişkiler düğümündeki diğer çelişkilerin tezahürlerinde keskinleşmelere yol açtı. Saddam Hüseyin kendi gerici emellerinde, bu durumdan yararlanabileceğini hesaplamıştı. Batı bloğu içindeki emperyalistlerin kendi aralarındaki ve ABD ile olan çelişkilerinin daha belirginleşmesi, bundan da öte, emperyalistlerle ezilen uluslar arasındaki çelişkilerin, bunalıma bağlı olarak daha da kızışmakta olmasını, Saddam Hüseyin rejimi kendisi için yeni imkanlar ihtimali olarak yorumladı. Saddam Hüseyin'in ABD tarafından arka çıkılan Filistin toprağı üzerindeki gayri-meşru karakol devleti İsrail'e karşı tehdit savuran beyanları, Arap kitleleri ve Filistin'liler arasında kızışmakta olan anti-Amerikan mizacı, kendi çıkarlarına alet etmeyi amaçladığını göstermektedir. ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki çelişkinin sınırlı, kısmi, ve göreceli bir yumuşama göstermesine rağmen, emperyalist düzenin her üç tipten çelişkisinin toplu bir düğüm halinde kızışması ile seyriyen ve sökülen emperyalist düzen dokusu içinde, Irak, kıyamet kopmadan Kuveyt'i ilhak edebileceğini planlamış olabilir; ama, görülüyor ki, manevra sahası, genişlediği ölçüde daralmaktadır da! Emperyalistler kendi bunalımları ve çıkarları için, şimdiye dek denemedikleri senaryoları devreye sokarak, birbirleriyle rekabet ve hegemonya dalaşı için bu kızgın ve kaynak zemin üzerinde, “duvarları”, sınırları devirerek tepişirken, Hüseyin gibi küçük çakalların kendi başına buyruk girişimlerine zerre kadar tahammül gösterme niyetinde değiller.
Emperyalist Yanki mafyası, emperyalist dünya düzeninin derinleşen yapısal krizi içinde hem diğer emperyalist rakiplerine hem de ezilen halklar ve uluslara karşı mevzi pekiştirme telaşı içindedir. Sovyetlerle savaşın belli bir süre ertelenmiş durumda olması, dünyanın emperyalistler arasında yeniden savaş yoluyla paylaşılması ve emperyalist sömürünün uluslararası yapısının yeniden nicel ve nitel olarak yapılandırılmasının kendilerini sıkıştıran zorunluluğunu hafifletmiş değildir. Tersine daha kaygan bir zeminde daha çok belirsizliğin ve esnekleşen ve kayma ihtimali yükselen ittifak ve çelişkilerin barındırdığı tehlikelerin ortamında --ve özellikle-- bir emperyalist savaş ile ancak izafi-nihai çözüme varabilecek dünyanın yeniden kendi aralarında paylaşılması meselesinin “barışçıl” görünüm altında ama daha şimdiden kapıdan pencereden içeri zorlamış olması, emperyalist iblisleri “had safha çözümlerine” doğru itelemeye devam etmektedir. Barizleşen bunalım çatlaklarından, kendi emperyalist çıkarları, hegemonyaları, ve dalaş mevzilenmeleri için vargüçleriyle zorlama ihtiyacıyla kıvranmaktadırlar.
Yanki emperyalizminin şahit olduğumuz kabadayılığı ve Irak'a karşı saldırı için vargücüyle nifağa tırmık çekmesi, bu durumun ürünüdür. Emperyalist Yanki imparatorluğunun dünya hegemonyasını ilerletmek, kriz altında yıpranan hegemonya ve sömürü imkanı, mevzi, ve mekanizmalarını yedeklemek, güçlendirmek --ve yeniden paylaşım ve yapılandırma için zaten başlamış bulunan emperyalist manevralar ortamında-- mümkün olduğu oranda, bölgedeki hakimiyetini yeni ihtiyaçlara göre ve zor yoluyla şekillendirmek, ABD'nin amacıdır. Siyasi ihtiyat ve zorunluluklar açısından, B a tı'lı müttefiklerinin de, hem bu işe destek olmasını, hem de kendisinin önderliğini kabul etmelerini amaçlamaktadır. Irak'a karşı oluşturulan birlik, kendi aralarındaki çelişki ve çıkar dalaşının zorunlu bir biçimi durumundadır. Yanki mafyası, kendisinin iki süper-güçten biri değil, “tek süper-güç” olması gerektiğini hissettirecek şekilde davranmaktadır. İngiltere ve Fransa, kendi çıkarlarını kollamak, Yanki insiyatifinin gerisinde kalmanın stratejik büyük kayıplara ve Yanki hegemonyasında ani kazanımlara yol açmasını engellemek için, bu Ortadoğu haçlı seferberliğine katılmaktadır. ABD'nin bu geniş çapta şiddete başvuran girişiminin, bölgede ABD'ye karşı yaratabileceği çelişkilerden yaranlanabilecek, kendi çıkar ve etkinliklerini ilerletebilecek fırsatları kaçırmayacak bir mevzide bulunmak istiyorlar. Fransa'nın “bağımsız insiyatif” ile bu haçlı seferinin içinde olduğunu vurgulayıp durması, bunu yansıtır. Bazı Yanki sözcülerinin “ABD insiyatifi etrafında oluşan bu ittifakın pek dayanıklı olmadığını” dile getirmelerinin sebebi de budur. Gene aynı kaynaklar, “ilk top ateşlerinden sonra, kimin hala aynı mevzide kalacağının zamanla belli olacağı”na değinmeleri, bölge için başlatılan kanlı seferberlik ilerledikçe, emperyalist güçler arasındaki çelişkilerin çok daha şiddetli bir hale dönüşme ihtimaline de işaret ediyor.
Sovyetler Birliği, içinde bulunduğumuz şu dönem için ABD ile topyekün ve direkt bir çatışma rotasını izlemeyi, kendi emperyalist çıkarları, rekabet ve nihai kozlaşmaya hazırlık stratejisi için karlı görmemektedir. (Sosyal-) emperyalistler ve Gorbaçev, kendi imparatorluklarını, diğer emperyalistler ve ABD ile rekabet ve hegemonya çatışması için daha randımanlı ve verimli bir hale getirmeye çalışıyorlar, hegemonya ve sömürü mekanizmalarını yedeklemeye, emperyalist savaş stratejilerinin rakipleri tarafından kullanılabilecek zaaflarını gidermeye çabalıyorlar. Buna rağmen ve bundan ötürü, Irak'a karşı toparlanan emperyalist seferberliğe kendi çıkarlarının bölgede geriletilmesini engellemek üzere katılıyorlar. BM Güvenlik Konseyi'nin Irak'a karşı aldığı ambargo kararı döneminde İzvestia'nın “biz de medeniyetin pan-insanlık akımına katıldık” diye yazmasına, ambargo ve diğer kısıtlama ve dondurma tedbirlerine katılmasına rağmen, Sovyetler Birliği, “ABD'nin Irak'a karşı aşırı yüklendiğini”, kendilerinin daha makul çözümlerden yana olduklarını da belirtmeyi ihmal etmedi. Körfez sularına yığılan emperyalist savaş makinasının, Irak'a karşı şiddet uygulanışının ABD bayrağı ve kumandası altında olmasını desteklemediklerini, şayet bu askeri seferberlik BM ve Güvenlik Konseyi kumandasında olursa, Sovyetler Birliği'nin “uluslararası kanunun savunulmasında” daha aktif bir rol oynamaya hazır olduğunu ilan ettiler. Sovyet emperyalistleri açıktan açığa Batı'lı emperyalistler arasında yer edinme ve söz geçirmenin fırsatını aramaktadırlar. Yoksa, ABD emperyalistlerinin Ortadoğu üzerindeki hegemonyasının pekişmesine yardımcı olma avanaklığına kapılmış değiller. Kendi imparatorluklarına yeni bir çekidüzen vermek ve yüzyüze oldukları iktisadi krizin sorunlarıyla cebelleşmekte, başta Almanya olmak üzere Batı'lı emperyalistlerle iktisadi işbirliğini geliştirmek, sermaye ve teknoloji ihtiyaçlarını karşılamak için fırsat kollamaktadır. GATT, IMF, ve Dünya Bankası gibi emperyalist kuruluşlardan yaranlanabilmek ve ABD ile Avrupa ve özellikle Almanya arasındaki bağları kendi lehine gevşetebilmek için “Körfez krizi”nden yaranlanmaya çalışmaktadır. ABD'nin Ortadoğu ve Körfez üzerinden yürütmek istediği bu kanlı seferberliğin Amerika'ya siyasi ve iktisadi açıdan pahalıya malolması tehlikesinin doğuracağı çelişkilerden, Sovyetler Birliği, kendi etkinliğini bölgede yeni biçimlerde güçlendirme imkanı sağlayacağını hesaplamaktadır.
Bunun haricinde, Körfez'de patlıyacak savaş, ve zaten varili 16'dan 25 dolara fırlamış olan petrol fiyatları ve takip edecek olan petrol krizi, büyük petrol ihracatçılarından biri olan Sovyetler Birliği'nin ihracat gelirini yükseltecektir. Aynı zamanda, azalan ve pahalılaşan petrol arzı ortamında, Japon ve Avrupa'lı emperyalistlerle iktisadi işbirliği fırsatlarını Moskova için arttırmış olacaktır. Her halükarda, petrol arzı ve fiyatlarındaki durum, rakibi ABD ekonomisini ciddi ölçüde etkilemiş durumdadır. Açıktır ki, Ortadoğu halkları için büyük yıkım ve ızdıraba yol açacak bir Körfez savaşı, “dünya halklarının doğal dostu” postuna bürünerek uzun bir süredir kendi emperyalist çıkarları peşinde olan Sovyet emperyalistlerinin kendi çıkarlarını ilerletmek üzere her türlü “pan-emperyalist medeniyet akımına” ve caniliğe katılmaya hazır niteliklerine hiç de ters düşmemektedir. Ama belirttiğimiz gibi, olayların gelişmesi, bütün bu hesapları aniden ters yüz edebilir, imkan dahilinde görülen manevralar, gayet hızlı bir şekilde herşeyi kontrol altından çıkarıp, gerilemiş gibi görünen çelişkileri ve halklara karşı işbirliği yoluyla emperyalist rekabet senaryolarını, ansızın, iblisler arasındaki antagonizmaların patlamasına dönüştürebilir.
Emperyalist Yanki mafyası bu tehlikeyi bile göze almaya, 3. emperyalist dünya savaşına sebep olacak emperyalist çelişkileri ansızın yeni bir uçlaşmaya sıçratacak ölçüde bile kendi emperyalist hegemonya çıkarları ve bunalımı ile hareket etmeye mahküm durumundadır. Emperyalistler, politika yapabilirler ama, son tahlilde, kişiselleşmiş ifadesi oldukları emperyalist sermayenin temel hareket yasalarının kölesidirler. Dolayısiyle ABD, her ne pahasına olursa olsun, bu ortamda, kendi emperyalist hanedanlığını ve manivelalarını çatırdatan bunalım ve çelişkilere çare arama güdüsüyle ve başta Sovyetler olmak üzere diğer bellibaşlı emperyalist rakiplerine karşı kendi imkanları ve mevzilerini onarma, güçlendirme zorunluluğu altındadır. Dünyanın yeniden paylaşılmasının ve emperyalist üretim mekanizmalarının yeniden yapılandırılmasının başlamış olduğu bugünkü ortamda Yanki mafyası, ezilen ve iliğine dek sömürülen halklar ve ulusların üzerinde “tek süper güç”e layık aslan payı ve daha hoyrat sömürü mekanizmaları ele geçirmek üzere fırsatları ve çelişkileri değerlendirmek için askeri gücü devreye sokmaktadır.
Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgal etmesi, tüm bu nedenlerden ötürü Yanki mafyası için çelişik karakterdedir: hem ciddi tehlike, hem de değerlendirmek istediği bir fırsat niteliğindedir. Bir yandan, tüm emperyalist iktisadi dünya düzeninin genel bir bunalım ve özellikle de --ABD ekonomisi başta olmak üzere-- yeni bir üretim gerilemesi ve enflasyon kıskacına düştüğü, borsaların her üç nefeste bir yere kapandığı, banka, finansman ve kredi durumlarının üstüste kepenk kapattığı, bağımlı ülke borçlarının emperyalistler için tıklayan bomba olduğu, ABD gibi ülkelerde bile proletarya/burjuvazi çelişkisinin kızıştığı, bağımlı ülke halklarının mücadelesinin yükseldiği koşullarda, dünya petrol üretimi ve kaynaklarının beşte biri üzerinde, Saddam'ın kontrol sahibi olması ABD'nin çıkarları ile çatışıyordu. Emperyalist sömürü çarklarının yağlanması ve işletilmesinde, Ortadoğu petrolü stratejik bir öneme sahiptir; emperyalistler arası ilişki yapıları, bağımlı devletlerle emperyalistler arasındaki emperyalist üretim ilişkilerinin yapılandırılması meselesinde iktisadi ve siyasi hegemonya mekanizmalarından biridir. Saddam'ın ansızın böyle bir mekanizmanın can damarlarından biri üzerinde beşte bir oranında söz sahibi olmaya kalkışması, ABD hegemonyasını ciddi boyutlarda sarsacak sonuçlara yolaçabilirdi. Saddam'ın bölgede kendi etkinliğini arttırmak için ABD'nin bölgedeki uşak Arap rejimlerinden birini devirmesi, ardından Suudi Arabistan gibi en Amerikancı rejimlerden bir diğerinin itibarını sarsacak bir etkinliğe ulaşması, OPEC yapısı içindeki dengelerin değişime uğraması, Yanki mafyası için vahim neticeler doğurabilirdi. Emperyalist böl-yönet politikasının, petrol yatakları üzerindeki hakkı, gerici Arap hakim sınıflar arasında yeterince parçalayarak aldığı tedbirler kötü zamanda altüst olma ihtimalini taşıyordu. Bu gelişmeler, ister istemez bölge halklarının anti-emperyalist anti-Amerikan duygularının kabarma gösterdiği bir dönemde, ABD için, tahammül sınırını aşıyordu.
Ama diğer yandan: Saddam'ın bu “haddini bilmezliği”ni, Yanki emperyalistleri “bir fırsat” olarak kullanmak, hem de en hunhar biçimde kullanmak istiyor. Bir bütün olarak bölgede sömürü ve tahakküm ağını pekiştirmek ve onarmak amacındalar. Suudi Arabistan'da inşa etmiş olduğu ama, ABD Sovyet çelişkilerinin uçlaşmış durumu ve halk kitlelerinin tepkisi karşısında Suudi Arabistan'ı yöneten asalakların ürkekliği yüzünden, yerleşememiş olduğu tesislere yerleşme ve tüm bölgedeki askeri güçlerinin mevzilenişini pekiştirme peşindeler. Yanki sözcüleri, “savaştan sonra da, askerlerin bölgeyi senelerce terkedemeyeceği açık” diyerek, bir daha bölgeden çıkmayacaklarını ilan ediyorlar. İran'da, Şah'ın devrilmesinden sonra yitirdikleri ve bloklar-arası çatışma yüzünden yeniden ele geçirme imkanları kısıtlanmış olan etki ve mevzilerini yeniden tesis etmek için çabalıyorlar. Bütün bunlar bölge halkının daha açık ve daha zorba biçimde emperyalistlerin ve uşaklarının tahakkümüne tabi tutulması ve sömürü ve talanın azdırılmasını da içeriyor.
Bunlara bağlı olarak ABD, diğer Batılı ve Japon emperyalistleri arasındaki mevzisini ve ilişkilerini daha güçlü ve imtiyazlı bir noktadan etkileyebilme, otoritesini ve çete başı konumunu daha etkin bir tarzda icra edebilme amacını güdüyor. Rakibi sosyal-emperyalistlerin Batı bloğu içinde, ABD ve Japonya arasındaki çatlakları ve çelişkileri kendi lehine kullanan politikası ve bu yönde beliren gelişmeler karşısında, ABD “Körfez'de petrol krizi” senaryolarını bu eğilimlere karşı koz olarak kullanıyor. Petrol fiyatlarının yükselmesinden Amerikan şirketleri karlarını arttırmak, Avrupalıların kendi başına buyruk iktisadi yapılanmalar peşindeki girişimlerini yeniden kendine bağlamak, Japonya ile rekabette mevzi kazanmak üzere faydalanacaklar. Bütün bunlar kendi aralarındaki çelişkileri daha da kızıştıracak; Sovyetler Birliği de bunun yaratacağı yeni fırsatları kolluyor. Her halükarda, tüm bu emperyalist iblislerin fırsat kollama ve değerlendirme için başvuracağı “medeni” araç ve metodların, bu dönemde tipik hale gelmiş ve gelecek olan örneğine, bugün Ortadoğu ve Körfez'de şahit oluyoruz.
Faşist T.C. devletine gelince: içinde debelendiği muazzam siyasi ve iktisadi bunalıma ve bir bütün olarak yapısının hurdalığı ve tecrit olmuşluğuna bakmadan, bölgede tezgahlanan bu savaşa, NATO'nun emir eri olarak soyunmuş durumdadır. Çünkü bu takunyacı-bozkurt-Kemalist faşist devletin gerçek sahipleri emperyalist mali sermaye mafyası Yanki emperyalistleri ve müttefikleri, çömezleri Türk hakim sınıfına, “Hazırola Geç” emri vermişlerdir. T.C.'nin provokasyon yaratıp, “Irak bir NATO ülkesine saldırdı” bahanesini ele geçirmesi, yapılan planlar arasındadır. Bundan da ABD, karşısında pek huzurlu hissetmediği bir milyonluk Irak ordusunu kuzeyden bir saldırı ile ikiye bölmek ve Irak topraklarını istila etmek için kullanabileceği insan sürüsü talep etmektedir. T.C.'nin “o sevgili Mehmetçiği” şimdiden 2,5 milyar dolar karşılığı satılığ'a çıkmıştır. Türk hakim sınıfları Irak'a karşı yığılan güce bakarak, bu işten pek zararlı çıkmayabileceğini düşünmektedir, ama bir yandan da titremektedir. ABD ve NATO için yapacağı yeni hizmetler karşılığında emperyalistlerden yeni bir takım tavizler koparabileceğini hayal ediyorsa da, durum onlar için pek umutlu değildir. Kısa vade içinde, savaş ortamını bahane ederek halk kitleleri ve Kürt ulusu üzerindeki terörü yoğunlaştırma, devrimci mücadeleyi bastırma için ordu ve diğer silahlı devlet itlerine serbest sezon açmaya çalışacak, 1980 darbesinin ardındakine benzer bir ortam yaratmayı hedefleyecekler. Kürdistan'da gevremiş ve delinmiş durumdaki devlet otoritesini yeniden tesis etmeye çalışacaklar.
Bütün bunlar, halk kitlelerini ilk başta bocalatsa bile kısa zamanda, devlete ve hakim sınıflara karşı çok daha hırçın ve militan başkaldırılara, ve bu başkaldırıların daha geniş halk tabakaları içine yayılmasına yolaçacaktır.
ABD önderliğindeki bu emperyalist hunharlık için sıraya geçen Arap devlet adamlarının altındaki tahtalar şimdiden tutuşmaya başlamıştır. Tüm bölge halkının ezici çoğunluğu, tezgahlanan emperyalist barbarlığa karşı büyük bir kin beslemekte, yer yer şiddetli anti-emperyalist gösterilerle ayağa kalkmaktadır. Bu gönül şevklendiren kitle dalgalarının, Türkiye içindekileriyle birleşip, güçlenmesi için koşullar ortaya çıkmaktadır. Bu durum hakim sınıf içindeki dalaşı ve dirayetsizliği şimdiden körüklemeye başlamıştır. Özal'ın Bakanlar ve danışmanlarıyla “telefonda” olması, bunun tezahürlerinden biridir.
Emperyalistler ve Özal gibi hempaları, halklara karşı kanlı ve barbar bir “rüzgar ekiyorlar” ama, şurası şimdiden hissediliyor ki, kitlelerin elinden muazzam bir devrim “fırtınası biçmek” tehlikesi karşısındalar. Zamanımızın en büyük devrimcisi, yüce Mao Zedung'un vaktiyle söylediklerini birkez daha hatırlayalım:
“Amerikan tekelci kapitalist grupları saldırganlık ve savaş politikalarını yürütmekte direnecek olurlarsa, birgün gelecek dünyanın bütün halkları tarafından asılacaklardır; aynı akibet Birleşik Amerika'nın hempalarını da beklemektedir.”
Moskova'cılardan Tirana'cılara kadar kimse artık, Mao'nun yanlış düşünmüş olabileceğini iddia etmeye cesareti kalmadığı şu sıralarda, Mao'nun tahlilleri ve çizgisi her zamankinden heybetli ve kudretli; çünkü gerçekleri ifade ediyor. Van köylülerinin toprağını beş kuruşa kapatıp onları sürüp, topraklarını da ABD'ye üs için peşkeş çekmiş olan T.C. devleti ve hakim sınıfı --ve bugün bölgede yeni askeri hunharlık ve mevzi peşinde olan Yanki iblisleri iyi dinlesinler, Mao diyor ki:
“.... Aynı zamanda yabancı ülkelerdeki bütün Amerikan askeri üsleri, Amerikan emperyalizminin boynuna geçirilmiş bir o kadar darağacı ipidir. Bu ipleri imal eden ve bunları kendi boynuna geçirerek ipin öbür ucunu Çin halkına, Arap ülkeleri halklarına, barışsever ve saldırıya karşı mücadele eden dünyanın bütün halklarının eline verenler, Amerikalıların kendilerinden başkası değildir. Amerikalı saldırganlar buralarda ne kadar dururlarsa, ipler de boyunlarını o kadar sıkacaktır.” (1958)
“Yüzyıl”ın ideologları, Perinçek gibi komprador- “marksist” düzen savunucuları, T.C. hakim sınıfını kah “akıllı olmaya”, kah “Hindistan'ın Nehru'su” olmaya çağırarak, bu devletin boğazındaki ipin ucunu halkın elinden kurtarmaya çabalıyorlar. Ama nafile. Emperyalist düzenin işleyişinin bizzat kendisi bu darağacı iplerini kaçınılmaz olarak emperyalist iblislerin ve hempalarının boynuna giderek daha fazla ve daha sıkı geçiriyor, ve bugün bölgede görüldüğü gibi daha geniş halk kitlelerinin eline iplerin ucunu veriyor. Kendi boynuna da dolanmaya başlayan ipi farkeden Peninçek tayfası, kasıtlı olarak, Mao'nun siyaset ve ideolojisini, faşist Kemal Türkiye'si ve Nehru Hindistan'ının tavırlarıyla eşleştirmeye çabalayarak, halk kitlelerinin devrim için yükselen fırsatları değerlendirebilmesini, “darağacı iplerine” düşmanın boynundan kemik sesi gelene kadar asılabilmesini engellemeyi düşlüyor. (Bak: Yüzyıl sayı 2) Sırası geldiğinde “mao-culuk” sahtekarlığı yapan bu komprador-“marksist” Perinçek tayfası, halktan neyi saklamaya çabalıyor!?:
“Ezilen halklar ve ezilen uluslar, kendi kurtuluşlarını hiçbir veçhile emperyalizm ve uşaklarının 'akıllılığı'na bağlamamalıdırlar ve ancak birliklerini sağlamlaştırarak ve ısrarla savaşmaya devam ederek zafere ulaşabilirler.” (Mao, 1963)
Elbette Mao'nun bu uyarısına rağmen, halk kitlelerinin kendi devrimci mantığına olan güvenini sarsma, yerine burjuva mantığı kabul ettirme hülyasını taşıyan Perinçek gibileri, hala T.C. devleti gibi emperyalizm uşaklarının “akıllanabileceği” üzerine dil döküyorlar. Mao'nun şu sözleri bu tür sahtekarları teşhir içindir:
“ 'Emperyalizm pek zalimdir' dediğimiz zaman, bununla tabiatının değişmeyeceğini, emperyalistlerin kasap bıçaklarını hiçbir zaman bırakmayacaklarını ve gene hiçbir zaman buda'lar olmayacaklarını ve bütün bunların da, onların yokolmasına kadar devam edeceğini kastediyoruz.”
Emperyalizm ve uşakları “akıllı olmaya” davet edilmez, ancak devrimci savaş ile onların canı cehenneme yollanır. Partimiz TKP/ML, Maoist Parti Merkezi önderliğinde bu Maoist programı temsil ediyor ve gerçekleşmesi için kitleleri örgütlüyor. Ortadoğu'daki durum, bize emperyalist saldırı ve savaş programına karşı, ancak ve ancak bu programla, devrimci savaş, Halk Savaşı mücadelesiyle cevap verilebileceğini, birkez daha, kanıtlıyor. Türkiye'de, tüm bölgede ve dünyada ancak bu Maoist program ezilen halk kitlelerini gerçekten birleştirebilir, “soya peyniri kaplanlarına”, emperyalist iblislere, gerçek kaplanların kim olduğunu gösterebilir.
Şu sıralarda emperyalist propaganda ve Türkiye'deki yerli ajansları, sabah akşam bu soya peynirlerini sahneye çıkarıyor, televizyona çıkarıyor, röportaj konuğu yapıyor. Soya peyniri kaplanlarının “demiri çok moral yok” gerici ordularını ve tanklarını, helikopterlerini öne çıkarıyor. Gerçek kaplanların ezilen halk kitlelerinin hızlanan ayak seslerini, alttan alta yeraltı yangınları gibi yayılan isyanlarını ise halktan gizlemeye çabalıyor. Halk kitlelerinin emperyalist düzene ve hunharlığına karşı yükselen bu yeni isyan dalgasını örgütlemek, başta Partimiz TKP/ML olmak üzere tüm devrimcilerin görevidir. Bölgedeki şahit olunan emperyalist barbarlık girişimleri bu görevin yerine getirilmesi için sahneyi yeniden koşullandırmaktadır. Halk kitlelerinin sahneyi fethedip, emperyalist iblis ve hempalarını süpürmek için Halk Savaşı ve Yeni Demokratik Devrim bayrağı altında kenetlenmeleri ve koşullara devrimci savaş ile hükmetmeleri gereklidir. Mao Zedung'un çizdiği güzergah kitlelerin mücadelesini zafere eriştirecek güzergahtır.
Herşeye rağmen T.C. devleti tezgahlanan bu karşı-devrimci savaşa girdiği takdirde, yine devrimci savaş yoluyla, faşist Türk ordusu çakallarını ve sahiplerini arkadan kurşunlamak, devrim için Türk ordusunun ve devletinin yenilgi üstüne yenilgi tadmasını sağlamak üzere mücadele etmek bizim yükümlülüğümüzdür. Emperyalizm ve gericiliğin oyunları ancak böyle boşa çıkarılabilir, ancak böyle mezarları kazılabilir. Faşist Türk ordusu şimdiden Kürdistan'da kayıp üstüne kayıp vermektedir. Yeni ve değişen koşullar geniş halk kitlelerinin T.C. devleti ve ordusuna daha geniş cepheden saldırabilme, daha çok düşman kanı dökme imkanlarını yaratacaktır. Sınırın her iki tarafındaki her milliyetten halk kitlelerinin devrimci birliğini savunmak ve silah elde inşa etmek T.C. sınırları içindekiler için T.C. devleti ve ordusunun mağlubiyeti ve bozgunu için mücadele etmekten geçer.
Bize düşen T.C. devleti ve ordusunun kökünü bir an evvel içerden ve toptan kazımaktır. Emperyalist iblislerin ve kiralık itlerinin canı cehenneme!

YAŞASIN HALK SAVAŞI!

EMPERYALİZM VE UŞAKLARINA ÖLÜM!

YAŞASIN PROLETER DÜNYA DEVRİMİ!

YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ !

YAŞASIN DEVRİMCİ ENTERNASYONALİST HAREKET!

PERU'DAKİ HALK SAVAŞINA BİN SELAM!

YAŞASIN PROLETER DEVRİMLERİN REHBER İDEOLOJİSİ
MARKSİZM-LENİNİZM-MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ!

YAŞASIN PARTİMİZ, TKP/ML!

19 Ağustos 1990

TKP/ML

Maoist Parti Merkezi