“Bir toplumsal uzlaşmaya, yeni bir milli mutabakata gerek vardır” diye düşünüyorlarmış, büyük patronlar ve onların emektar siyaset soytarıları.
Kürt köylerinde kanlı bir “gayrı-nizami harp” yürütüyorlar, kentlerde “esir alma-vur” emriyle imha seferberliği ilan ettiler. Avaz avaz bağırıyor düzenin liberal maskeli uşak yazarları, “avans bitti, nerede eşkiyanın cesetleri! Bizim önerdiğimiz operasyon bu değildi!”
“Terörle Mücadele Yasası”nın adı bile programlarının muhtevasını çıplak süngü gibi ortaya koyuyor. Halk kitlelerinin bu düzene isyanını, devletin silahlı kuvvetlerinin terörü ile sindirmeye çabalamak!
Kendi sınıf diktatörlüklerini ve el pençe divan hizmet ettiği emperyalist efendilerinin stratejik çıkarlarını, --1980'lerin dünya hegemonyası ve yeniden paylaşımı için şiddetlenmiş olan savaş hazırlığı doğrultusunda --emniyet altında tutma amacıyla gelen 12 Eylül rejiminin kendilerine hibe ettiği esir kampı emeği ile, işçinin köylünün sırtından sermayelerini üçe dörde katlayan bürokrat kapitalist-komprador patronlar, şimdi yeni bir “milli mutabakatın gereği”nden dem vuruyorlar. Nedir istedikleri bu asalakların? Kendileri kriz ve çöküntü içinde debelenen emperyalist efendilerin tekleyen ekonomisi ve savaş hazırlığına, işçi ve köylülerin yarattığı değerlerden onlarca milyar dolarlık serveti transfer eden, bu emperyalist sermayenin ülkedeki komisyoncuları yeni “bir milli mutabakat” programı lafı ile neyin peşindeler?!
12 Eylül “mutabakatı”nın, “çağ atlama” ulumalarının, 10 senelik dizginsiz sömürü ve baskının getirdiği 65 milyar dolarlık dış borç haracını halk kitlelerine ödetmenin siyasi ve iktisadi tedbirlerinin peşindeler. Eroin müptelası gibi, emperyalist sermaye şırıngasını yemeden yerinden doğrulamayan, bürokrat kapitalizmin sözcüleri, canhıraş feryatlar atıyor, “ekonomi durgunluk batağında, büyüme oranı sıfırın altına kayıyor!” Onlarca senedir, bürokrat kapitalizmin büyükbaş sığırlarına, ekmek parasına yetmeyen ücretle çalıştırılan KİT işçilerinin emeğiyle ucuz hammadde, yarı-mamül üretim girdisi, ve büyük komprador sektörlerindeki ücretleri düşük tutma amacıyla işçi ücretinin tükettiği üretim maddelerini yok pahasına ürettirmek için kullandıkları üretim alanlarını, madenleri, şimdi “zarar” telakki ediyorlar, işçileri toplu halde işten atmayı, fabrikaları kendi dış borçları için yabancı sermayeye peşkeş çekmeyi öneriyorlar.
Toplu sözleşme denilen sahtekarlık tezgahında, işçilerin çok küçük bir kesiminin ücretlerine yapılan güdük zamların karşılığında, işçilerden, işçi kardeşlerinin bir kesiminin işten atılmasını ve geri kalanın da daha azgınca sömürülmeye rıza göstermesini şart koşuyorlar.
1923'den bu yana bir toprak devrimine olan ihtiyaç içinde kıvranan yoksul ve topraksız köylülerin, ve bilhassa Kürt köylüsünün tepesine diktikleri ordu ve jandarma birlikleri ve toprak ağaları ile bürokrat-kapitalist komprador sektörlere servet akıtan, küçük üreticilerin tepesindeki tefeci-faizcinin haraç mekanizmalarını devlet aracılığı ve bankaları ile üstlenen hakim sınıf, tarımı bütünüyle çökertti. Toprakta üretimi (bir avuç komprador sermayeye bağlı ihracatçı burjuva tarım kapitalisti dışında) yoksullaşma ve borç üretimi haline getirdi, köylülüğü ve özellikle Kürt köylüsünü düzenin vurgunculuğuna kurban etti. Yoksul köylünün suyu ile şimdi de Ortadoğu'da su-mafyası rolüne soyunuyorlar. Yoksul ve topraksız köylünün üstüne gayrı-nizami harp seferberliği ilan ediyor; onların suyunu gaspedip, onların isyanını bastıracak askerleri modernleştirmeyi, komşu ülkelerdeki hemcinslerinden askeri destek satın almayı planlıyorlar.
Baştakiler, elbette yeni “bir toplumsal uzlaşma ve milli mutabakat” gereği duyarlar... Ama bunu onlara kim verecek?!
Koşullar 12 Eylül öncesinde “kabus” telakki ettikleri çelişkilerin, bugün çok daha şiddetli bir şekilde kızışmışlığını, hurdaya çıkmış düzeni dörtbir yandan çatırdattığını gösteriyor. Kürdistan bölgesinde faşist T.C. devlet otoritesinin delik deşik durumu, açıktan bir savaş seferberliğine sığınmış hali, bunun en belirgin tezahürlerinden biridir. T.C.'nin sahipleri, Kürdistan'daki “talihsizlikleri”nden ne kadar “PKK'yı, bölücüleri” sorumlu tutma demagojisine başvururlarsa vursunlar, gayet bilincindedirler ki, “Kürt milli meselesi” altında kükreyen esas mesele, kitlelerin ve bilhassa yoksul Kürt köylüsünün gerçek bir toplumsal devrim, emperyalizme bağımlı sömürü ve zulüm zincirlerinden kurtuluş özlemidir.
PKK ile “uzlaşma, masaya oturma” manevraları, bu gerçekten (emperyalist danışmanlar rehberliğinde) hareket eden hakim sınıf kodamanlarının T.C. devletinin toptan imhası ile ancak kurtulabilecek temel devrimci kitle ve halk tabakalarının tepesine dikilebilecek, onların arkasından devletle yeni “bir milli mutabakat”a oturacak güçleri aramalarından kaynaklanıyor. Kürt burjuvazisinin tavizleşme ve düzende yer aradığını, Kürt halk kitlesi ve bilhassa yoksul köylüsünün ise, bu düzenden toptan kurtuluş fırsatı aradığını biliyorlar. Ama toparlanan fırtınanın böyle bir “tavizleşme”ye rağmen daha da zaptedilmez hale gelmesinden ürküyorlar.
Kendilerinin köpek sadakati ile hizmet ettiği Yanki ve diğer Batı'lı emperyalistlerin de birer “Kürt planı”na sahip oldukları ve “Kürt kartı”nı bölgede emperyalist çıkarları için --tüm hizmetlerine rağmen-- T.C. hakim sınıfını istedikleri her ipte oynatabilmek üzere kullanmakta hiçbir mahzur görmeyeceği, uşaklarını dehşete veriyor. “1919'a, Sevr'e yeniden döndük” haykırışlarının sebebi budur. Keza “cumhuriyeti yenileme” söylentileri bu dehşetlerini peçeleme çabasını yansıtıyor.
Sırtlarını dayamış oldukları emperyalist dünya düzeninin doğusu da batısı da çatırtı sesleriyle sarsılırken, kendi sınıf diktatörlüklerini nasıl ayakta tutacakları konusunda T.C. hakim sınıfının safı muazzam bir kargaşa ve çözümsüzlük içinde kıvranıyor. Emperyalist sermayeye bağlı sömürü tezgahlarının iktisadi mekanizmaları hurdaya çıkmış durumda.
Var güçleriyle, karşı devrimci ikili taktik'lerine sarılmaktan başka çareleri yok: Bir yandan kitlelere karşı (Yanki haydutlarının bölgedeki katliamcı gövde gösterisine ve yerleştirdiği askerlere dayanarak) terör kampanyasına girişmek, ve (aynı anda) diğer yandan reformist, uzlaşmacı güçleri, siyasetleri ve sahtekarlıkları devreye sürerek, kitlelerin devrim güzergahına yönelmesini engellemeye çabalamak.
Hem gayrı-nizami harp, hem HEP (veya başka bir Kürt “sözcüsü”) aynı anda aynı bıçağın iki ağzı gibi kitlelerin üzerine sürülüyor. Özal'ın şahsında sembolünü bulan ekonomik siyaset, hem bütün partiler tarafından alternatifsiz olarak savunuluyor, hem bir ihtimal, sayın prezidant Özal'ın “harcanacağı” yaygarası yapılıyor.
Hakim sınıf her zaman kollektif çıkarlarının toptan tehlikeye düştüğünde, aşiretinden birisini suçlu, geri kalanları masum göstermenin yolunu arar. Özal'ı kucağında yetiştiren, “benim başladıklarımı o sahiplenemez” diyen, 12 Eylül'den sonra “bana da asker kullanma hakkı verselerdi, ben de bunları yapardım” diye başına gelen talihsizlikten yakınan Demirel, bugün “Ozal'ı indireceğim” demagojisi ile ortayı tozu dumana katıyor.
Ecevit ise, 21. yüzyılın Türklere ait olduğu beyanında bulunan Özal'ın programına uygun olarak, azılı Kürt düşmanı şöven naralarla, “güçlü Türkiye” diye mikrofonlara sarılıyor. Özal'cı Baykal'ın SHP'si, ANAP'ın yerine oturttuğu iktisat politikası içinde “gül” bahçıvanlığına soyundu.
Parlamento ahırındaki vurguncu koltuklarını paylaşmak için dalaşanların en büyük derdi, bu kepazelik ve curcunaya halk kitlelerinin lanet okuması. Burada da, komprador-“Marksizm” simsarı Doğu Perinçek tayfasının SP'si, “seçimler büyük firsattır” diyerek onların imdadına koşuyor.
Evet seçimler bir fırsattır. Ama halk için değil, hakim sınıfların, halk tabakalarının daha üst kesimlerini, halkın en yoksul ve en çok ezilen tabakalarına karşı aldatabilmesi, devrimin temel kitlelerini “yalnız” bırakma umudu için bir fırsattır. Çatırdıyan düzene badana çekerek, onu şirin ve istikbali varmış gibi göstermek için bir fırsattır.
Halk kitleleri, proletarya ve yoksul köylüler için ise fırsat, bu düzeni parçalayıp, kendi iktidarlarını kuracak güzergaha koyulma fırsatıdır.
Bunu gerçekten kullanmaya kararlı olanların, devrimci bir halk ordusuna ve buna önderlik edecek Maoist bir Partiye ihtiyaçları vardır.
Partimiz bu güçleri, Parti safında Halk Savaşı'nı örgütlemeye ve yürütmeye çağırıyor.