Enternasyonal Proletarya ve onun
Avrupa'daki İşçi Federasyonlarımızda
örgütlü tugaylarına düşen göreve ilişkin,
Lenin'in Emri:
Proleter Dünya Devrimini Hazırlamaktır!
Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist
Marksist-Leninist -Maoist Parti Merkezi
20 Mart 1989
Devrimin Kızıl Bayrağına
Sahip Çıkalım!
İşçi Yoldaşlar,
Tartışmalar nasıl ele alınarak, hangi başlık altında yürütülecek olursa olsun, şayet görüşler göstermelik olarak değil de, gerçekten ve özde çatışılorsa, bu çatışan zıt görüşlerden herbiri muhakkak ayrı bir sınıfın ideolojisi ve çıkarlarına tekabül eder. Böyle bir çatışmanın özü kaçınılmaz olarak siyasi iktidar sorunundan başka birşey değildir. Genel Kurul'da senelerdir yürütülen tartışmalarda Partimizin Marksist-Leninist-Maoist kanadı bu gerçeği vurgulamıştır. Bugün Parti tasfiyecisi olduğu biraz daha belirginleşmiş olan oportunist-revizyonistler ise, bu meseleyi işçi kitlesinden gizleyebilmek amacıyla, “gerçek kitle örgütü”, 'birleşik kitle örgütü”, veya “eskisi gibi kalsın kitle örgütü” vb. uydurma tartışma konularını öne sürmeye çalışmışlardır. Bu safsataları bir yığın laf ebeliğ'i ile devrim isteyen işçilere yutturmayı denemişlerdir, bunu yaparken proleter ideolojinin belirlediği en temel bilimsel tespitleri tahrif etmekten, sınıf mücadelesi kavramını liberal burjuvaların zevki ve çıkarlarına uygun düşecek tarzda yozlaştırmaktan utanmamışlardır.
Bu liberal burjuva ihanete karşı, devrimci proletaryanın çıkarlarını ve ideolojisini sadece ve sadece Partimizin Marksist-Leninist-Maoist kadroları savunmuş ve tasfiyecilerin ihanetinin, liberal burjuva ideolojisine teslimiyetlerinin kavranması için mücadele yürütmüşlerdir. Buna mukabil, bugün görünüşte birbiriyle çatışan ve bugünkü tasfiyeci kanadın görünüşte birbirinden farklı ama özde aynı mihraklarını oluşturanlar, kölesi oldukları oportunist/revizyonist ideolojinin bir zorunluluğu olarak, Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye ve bu ideolojinin savunucularına karşı kutsal ittifak oluşturmuşlar, liberal burjuva “sınıf mücadelesi” anlayışını proleter sınıf mücadelesi olarak pazarlamak için elele hep birlikte seferber olmuşlardır. Marksist-Leninist-Maoist kanadın kendilerine karşı Parti içinde ve dışında yürüttüğü mücadele, bu oportünist/revizyonist kanadın çeşitli özelliklerini derinlemesine teşhir etmiş olduğu için, bu tasfiyeci yelpazenin çeşitli mekanlarını mesken edinmiş unsurlar, birbirleriyle olan yüzeysel kariyerist didişmelerinde, Marksist-Lenimst-Maoist Parti Merkezinin tezlerinden çarpıtarak devşirdikleri birkaç kırık dökük formülasyonu birbirlerine karşı kullanmaktadırlar. En azından 1984'den beri tartışmaları takip eden her devrimci işçi, bu gerçeklere şahit olmuştur.
Devrim yapmak, mevcut siyasi iktidarı devrimci savaşla yıkmak ve yerine kendi iktidarını bilfiil kurmak, devrimci işçilerin ve kitlelerin temel talebi, meselesi, ve görevidir. Devrimci kitlelerin bulunduğu bir yerde, hele hele Parti önderliğinde kurulmuş veya Partiye sempati duyan bir işçi örgütünde, her kim ki, bu temel sorunu gündemden kaldırmaya çabalıyorsa, ve bunu hangi “ilim ve irfan” adına hangi mazeretle yaptığını iddia ediyorsa etsin, siyasi sahtekarlık ve teori şarlatanlığından başka birşey yapmıyordur. Zira ya bugünkü hakim sınıfların siyasi iktidarı ve diktatörlüğü savunulur herkesin nefes alışında bile, ya da başka bir sınıfın --bizim için proletaryanın-- siyasi iktidarı ve diktatörlüğü savunulur. Ya mevcut düzen kalmalıdır, ya da değişmelidir; herkesin söylediği bu iki kapıdan birisine çıkar ve çıkmak zorundadır.
Düzen değişecekse ve gerçekten değişecekse, bu ancak, devrimci proletaryanın önderliğinde, onun rehber ideolojisi Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi ışığında yürütülecek gerçek bir devrimci mücadeleyle mümkündür. Ve böylesi bir devrim ise --şayet Allahın bir lütfu olarak gökten zembille inmesini beklemiyorsak-- sadece ve sadece Marksist-Leninist-Maoist ideoloji rehberliğinde mücadele eden geniş halk kitlelerinin bilinçli militan ve sebatlı faaliyetinin eseri olarak gerçekleşebilir. Her devrimin temel sorununun siyasi iktidar meselesi olduğu, siyasi iktidardan başka herşeyin hayal olduğu, ve bu iktidarın gerçek halk kitlelerinin gerçek devrimci savaşının namlularından çıkacağı şayet kabul gerçekten ediliyorsa, o zaman işte, senelerdir “gerçek kitle örgütleri,...” vb. sahtekarlıklarla kimlerin devrimi zincire vurmaya yeltendikleri ortaya çıkacaktır. Ve bugün DABK'çı geçinen ve “gerilla savaşının sürekli kılınmasından” dem vuran hangi “askerli kumandanlarımızın” senelerdir ve bugün devrim tasfiyecisi liberal-burjuva reformistlerle aynı telden çalmakta, aynı minderde oynamakta olduğu berraklaşacaktır.
İşçi yoldaşlar,
Senelerdir sürdürülen tartışmaların belgelerini inceleyin, bugün elinizde bulunanları, birbirlerine karşı yüzeysel, zorlama münakaşalarla verip veriştiren tasfiyeci cephenin çeşitli mihraklarının konuya ilişkin yazıarını karşılaştırın. Özünde aynı liberal burjuva reformist ideolojinin müziğine bestelenmiş aynı cinsten, açıktan ekenomist veya silahlı-ama--yine-de-okonomist, reformist türküler olduğunu göreceksiniz. Sadece bazıları, diğer tasfiyeci-reformist yelpaze komşularından biraz olsun farklı gorünme ve bilhassa Marksist-Leninist-Maoist kanadın doğru bilimsel tezleri önünde daha inceden kıvırtma çabasının izlerini taşımaktadır. Tasfiyecilerin sözüm ona yaptığı 3. “Konferans”ın teorik ve ideolojik mimarlığını yapmış olan ve bundan da gururla bahseden 2. MK'ci tasfiyeciler, bugün artık açıktan, A. Derviş imzasıyla dağıttıkları revizyonist ipe sapa gelmez görüş salatasında, 3. MK'cıları nasıl kendi burjuva liberal tezlerine teslim almış olduklarını detayıyla izah etmektedirler (Bak “Genel Hat Üzerine Bir öneri” --siz onu “Genel Hat Üzerine Bir Nedamet Belgesi” anlayın, sayfa 72). Bu revizyonist nadimler güruhu, “İbrahim Kaypakkaya'nın çizgisi uygulanmadı değil, uygulanamazdı” tezlerine bağlı olarak, örgütlenen kitlelerin reformist temelde, ekonomik ve demokratik mücadeleyi temel alarak mücadele etmesinin pek militan savunucuları olarak boy göstermektedirler.
Ve gene bu güruhun sözcülerinden bazılarının geçen seneki genel kurulda dağıttıkları “Nasıl Bir Kitle Örgütü?” başlıklı öneri taslağında, kendileri, tüm reformist liberal geveleme, kalıp dökme çabalarının göbeğine “Ayrışma net olmalı, ve kitle örgütleri siyasi bağımsızlığını elde etmeli!!” ibaresini yerleştirmektedir. Neden ve kimden ayrışım ve bağımsızlık? Elbette devrimci proletarya ve onun siyasi Partisi olan TKP/ML'den siyasi ayrışım ve siyasi bağımsızlık! Neden? Çünkü bunların hayal ettiği TKP/ML, siyasi iktidar mücadelesini kendi başına yürüten öncü müfrezedir, ve bu öncünün “nefes boruları(!)” ve dayandığı en ileri kitleler böylesi bir mücadele yürütmememelidir. Yani Lenin'in dediği bizim liberal burjuva ekonomistlerimiz, iktisadi ve demokratik mücadeleyi, yine Lenin'in tabiriyle, düzen içinde kalan iktisadi mücadeleyi işçilere layık görüyorlar, siyasi mücadeleyi --ki bu iktidar için mücadele anlamına gelmiyorsa liberal burjuvazinin işidir-- kendilerine layık görüyorlar. Bize sorarsanız gerçek aynen Lenin'in dediği gibidir: Bu tasfiyeci baylar işçiler için iktisadi mücadeleyi öğütlüyor, böyle yaparak siyasi mücadeleyi de (kendilerinin bir parçası haline gelmiş oldukları? liberal burjuvaziye teslim etmiş oluyorlar.
Teorinin yanısıra, olgular da buna şahitlik ediyor. Bu tasfiyeci kliğin hem siyasi hem de ideolojik önderliği, bugün Doğu Peninçek gibi liberal-burjuva düzen yanlısı komprador“Marksistler”in elindedir. Tasfiyecilerimizin bugünkü yelpazesinin Doğu Perinçek'vari komprador-“Marksizmi”ne köprü başı atmasına, 2. ve “3. MK”nın ideolojik şeyhi Aslan Kılıç gibilieri rehberlik etmektedir.
“TKP/ML MK-SB” imzasıyla yayınlanan “Demokratik Kitle örgütleri ve İK Sorununda Doğru Yaklaşım Nasıl Olmalıdır” başlıklı ideolojik sefalet belgesinde “3. MK”cılar, Marksist-Leninist-Maoist kanadın tezlerine karşı kendi tezlerini rötuşlama çabasıyla komikleşiyorlar. Elbette ağabeyleri, komprador-“Marksist”(!) Aslan'cı 2. MK'cılar tarafından alaya alınıyorlar. Kıvırtmacaları pek acemice! “Kitle örgütleri, devrim ve iktidar mücadelesine dolaylı yoldan(?) bazı durumlarda da (?) ve özellikle de politik bakımdan yetkinleşince doğrudan hizmet eden araçlarıdır. KÖ doğrudan doğruya Partinin görevlerini üstlenerek iktidar mücadelesi veremezler.” Hangisi karar verin oportunist baylar: zat-ı alileriniz, kitlelerin iktidarı devirmek için mücadele etmesine izin(!) vermek niyetinde misiniz! Devrim yapmak isteyenin sizin gibi liberal burjuvalardan izin alacağını zannettiğimiz yok, ama siz gene hir zahmet kıvırtmadan cevap verin! Kitlelerin doğrudan doğruya “Partinin görevlerini üstlenecekleri” korkusu ise hayra alamet değildir; bu ancak, kitlelerin devrimdeki rolü ile Partinin devrimdeki rolünü daha henüz hiç anlamamış, ve avaraj kitlenin seviyesinde olduğu için gene, en azından, ileri kitlelerin kendisini tepeleyip gerçek komünistlerin önderliğinde devrim yapacak oluşundan korkanların endişesidir.
Zira devrimci kitleler doğrudan siyasi iktidar mücadelesine hiç dolambaçsız aktif olarak katılırlar, devrim yapmayı üstlenirler; Parti ise, kitlelerin bu mücadeleyi doğru bir ideolojik örgütsel ve askeri hat temelinde yürütmelerine önderlik etmekten mükelleftir. Parti zaten Mao'nun “zamanın efendileri” diye adlandırdığı, işçiler, köylüler ve devrimci halk kitlelerinin böylesi devrimci bir mücadeleyle iktidarı --evet-- DOĞRUDAN ve EN MİLİTAN TARZDA üstlenmesini sağlamak, bilinçlerinin ve bilinçli faaliyetlerinin komünist faaliyet seviyesine yükseltilmesi ve kendiliğindenciliğin çıkmaz yatağından devrimci komünist mücadele yatağına çekilmesini sürekli olarak teminat altına alabilmek için gereklidir. Sizin gibileri ise, devrimci işçilerin böylesi iktidar mücadelesinde paspas olmaya dahi layık değildir.
Liberal burjuva ideolojinin verdiği sersemlik aynı belgede çeşitli biçimlerde devam ettirilmektedir. “DKÖ'lerin tarafsız olamayacağı gerçeğinden hareketle, kitle örgütleri siyasi iktidar için mücadelenin destekçisi olmalıdırlar.” Liberal burjuva baylarımızın ağzından çıkanı kulakları duymuyor. Bir kere dünyanın hiçbir yerinde “tarafsız” yegane kitle örgütlenmesi mevcut değildir, olamaz da. Muhakkak şu veya bu sınıfın çıkarları, mevcut ve gelecek devrimci rejimin taraftarı durumundadırlar. Ama mevcut düzene karşı aktif sınıf mücadelesini üstlenmemişlerse, yeni devrimci iktidarın aktif olarak örgütlenmesi için mücadele yürütmüyorlarsa, --aynen siz devrim tasfiyecilerinin önerdiği gibi-- acaba hangi düzenin ve sınıfların çarkları arasında sıkışmış kalmış durumdadır?! Sadece “destekçilik” yapıyorlarsa, bu destekçiliğin ancak liberal burjuvazinin çıkarlarına uygun düşeceğini göremeyecek kadar ya bunadınız, ya da bu bilinçli olarak, devrimci mücadeleyi gemlemek, hakim sınıflara, Avrupa'da da sosyal-demokrat emperyalistlere yaranmak için önerilmektedir. Ajitasyon olsun diye 'Avrupa'daki sınıf mücadelesine enternasyonalist olarak katılmak' sözlerini kullandığınız zaman, kimi kandıracağınızı zannediyorsunuz?!! Şayet “sınıf mücadelesi”, bizim, Marksist-Leninist-Maoistlerin anladığı sınıf mücadelesi ise, bu ancak iktidar mücadelesine, proletarya diktatörlüğünün yaratılması mücadelesine aktif ve bilinçli bir şekilde katılmayı öngörür. Halbuki işçi Federasyonlarına --kendi halinize bakmadan-- doğrudan sınıf mücadelesine katılmayı yasaklayan, evet, A. Derviş'in belgelerinden, 3. Tasfiyecilik Konferansı çöküntü kararlarına kadar tüm belgelerde resmi görüş olarak yasaklamaya kalkan, bizzat kendiniz değil midir?!
Peki iktidar mücadelesinin “yasaklandığı” bir “sınıf mücadelesi” mümkün müdür? Evet, bizce de mümkündür, ama bizce bu, liberal burjuva çıkarlara uygun düşen bir “sınıf mücadelesidir”, ve tam da sizin gibi liberal burjuvaların öğütleyeceği bir anlayıştır. İnanmıyorsanız Lenin'e sorun.
Parti iki çizgi mücadelesinde, tasfiyeci kanatta liberal burjuva reformistler yanında ve Marksist-Leninist-Maoist kanada karşı mevzilenen, bugün ise 2. MK'nın has adamı olma ideolojisinden kopmayışlarını, “gerilla fotoğrafı” simsarlığıyla gizlemeye çalışan ve kendilerini kariyerist temelde DABK'çı ilan eden oportunist unsurların, bu temel ideolojik konularda ne 2. ne de 3. MK'dan esasta hiçbir farklılığı yoktur. “3. Konferans”ın kağıt üzerinde iyi kararlar aldığını” beyan edenler, bu DABK'çı geçinen baylarımızdır. “3. Konferansı” ML gören 3. MK'nın 1. toplantısını ML gören ve bu temelde DABK ile “birleşme umudunda olan”, sonra da 3. Konferans kararlarını en iyi DABK'ın uyguladığını görerek geceyarısı imana gelip kendilerine “en iyi 3. Konferans kararları uygulayıcısı” olma niteliklerinden ötürü katılanlara hararetle kucak açmayı maharet sayan, gene bu DABK'çı silahlı mücadeleci geçinen ve MLM Parti Merkezinden devşirdikleri “köylü gerilla savaşından” dem vuran ama devrimci savaşın, koylülerin sınıf mücadelesinin en yüksek biçimi olarak yürütülmesi için gerekli Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye ve Marksist-Leninist-Maoist Parti Merkezine “Troçkist” diye saldıran oportunistlerdir. Ve tartıştığımız temel konularda takındıkları tavır, şubat 1989 tarihli TKP/ML (YDB) genelgesinde, “İK içinde çalışma anlayışımız, İK'i yeniden P'nin denetimindeki bir örgüt haline getirmektir” şeklinde ortaya konmaktadır. Tasfiyeci liberal burjuva ideoloji ve platforma en ufak bir eleştirileri yoktur, tersine, 3. MK'cıların elinden İK'nin kendi ellerine geçmesi, meseleyi onlar için “halletmiş” ( !) olacaktır.
Oportunist/revizyonist cephenin kariyerist mihrakları için ne büyük talihsizlik ki, M-L-MZD bilimi, sorunların başka türlü, ideolojik temellerinde halledilmesi gerektiğini söylüyor. Aşağıdaki sözler, tasfiyeci kanadın tüm sakinlerine yöneliktir:
“Sınıf mücadelesi sorunu, Marksizm'in temel sorunlarından biridir. Bundan ötürü, sınıf mücadelesi kavramını daha detaylı bir şekilde ele almak zahmete değer bir çaba olacaktır.
Her sınıf mücadelesi, siyasi bir mücadeledir. Biliyoruz ki, oportunistler, liberalizm düşüncesinin köleleri, Marks'ın bu derin anlamlı sözlerini kavrayamadılar, ve bu sözleri tahrif eden bir yoruma tabi tuttular. Bu oportunistler arasında, mesela bizim Ekonomistlerimiz ve onların ağabeyleri tasfiyeciler vardır. Ekonomistler, sınıflar arasındaki herhangi bir çatışmanın, siyasi mücadele olduğuna inanırlardı. Dolayısıyla ekonomistler, rubleye beş kopek ekliyecek ücret artışı için mücadeleyi 'sınıf mücadelesi' olarak kabul ediyorlardı, ve daha yüksek, daha gelişmiş, ülke çapında bir sınıf mücadelesini, siyasi amaçları hedefleyen mücadeleyi tanımayı reddediyorlardı. Ekonomistler, dolayısıyla, sınıf mücadelesini embriyonik halinde kabul ediyor, onun gelişmiş seviyesini reddediyorlardı. Başka türlü ifade edecek olursak, ekonomistler, sınıf mücadelesinin liberal burjuvazi için tahammül edilebilir olan kesimini kabul ediyor, liberal burjuvaziden daha ileri gitmeyi kabul etmiyorlardı, sınıf mücadelesinin liberaller için kabul edilmez olan daha yüksek biçimini kabule yanaşmıyorlardı. Böyle davranarak, ekonomistler sınıf mücadelesinin, Marksist, devrimci kavramını reddetmiş oluyorlardı.
Devam edersek. Ancak siyaset alanını kucakladığı zaman, sınıf mücadelesinin gerçek, tutarlı, ve gelişmiş bir hale gelebileceği olgusu dahi yeterli değildir. Siyasette de, kişinin küçük meselelerle kendini sınırlaması mümkün olduğu gibi, esas temel meselelere, daha derine inmesi de mümkündür. Marksizm, sınıf mücadelesini tam haliyle 'ülke çapında' gerçek sınıf mücadelesi olarak, sırf siyaseti de kapsamış olmasının ötesine geçip de siyasetin en önemli noktasını --iktidarın örgütlenmesini-- de üstlendiği zaman, sadece böyle kavrandığı zaman kabul eder....Liberaller, sınıf mücadelesini siyaset alanında da kabul ederler, fakat iktidarın örgütlenmesi meselesi bu alana dahil edilmemek kaydıyla! Burjuvazinin hangi sınıf çıkarlarının, sınıf mücadelesi kavramının bu liberal tahrifatına sebep olduğunu anlamak pek o kadar güç değil....Burjuvazi, sınıf mücadelesini kösteklemek ister, sınıf mücadelesi kavramını bunun için çarpıtır ve daraltır, ve keskin ucunu köreltmek ister. Marksist ise, her kim burjuvazinin bu sınıf mücadelesini Marksizm adına üstlenirse onun, ve böylesi sınıf mücadelesi kavramının darlığının, bencil çıkarcı darlığının.... teşhirini ister.”
----LENİN, “Sınıf Mücadelesinin Liberal ve Marksist Mefhumları”,
15 Mayıs 1913, Toplu Eserler, Almanca basım, C.19, S.141
Devrimci Proleterler,
Proletaryanın muhteşem önderlerinden Lenin, her zaman devrimci komünist-proleter enternasyonalist İdeoloji ve siyasetin mümkün olduğu ölçüde sadece proletaryanın değil, halk kitlelerinin de mümkün olan en geniş kesimlerine ulaştırılması için mücadele etti. Bolşevik Devriminin zaferini yüce Lenin'in bu inatçı mücadelesine borçluyuz. Bizim Parti-tasfiyecisi, liberal burjuva silahlı-silahsız reformistlerimiz gibi, devrimci proletaryanın siyasi ve ideolojik platformunu avaraj kitle bilinci, ve onların mevcut düzeni ve iktidarını devirme mücadelesini henüz hedeflemeyen kendiliğindenci mücadeleleri seviyesine düşürmek için çabalayanlara karşı savaşımı, her dönemde, her özgülde yürüttü.
Bırakalım, devrime, yani şiddet yoluyla hakim sınıfların iktidarının parçalanıp yokedilmesine önderlik edecek tek sınıf, işçi sınıfının kendisine liberal burjuva reformist mücadeleyi --ekonomik ve demokratik haklar için mücadele etmesini-- önermeyi bir yana, köylü sorununa, köylülerin örgütlenmesine bile yaklaşırken, Lenin'in takındığı tavır, hem meseleleri derinlemesine aydınlatmaya, hem da bizim kokuşmuş tasfiyecileri bir daha eleştiri direğine mıhlamaya hizmet edecektir. Komiteciler, dernekçiler, birleşik dernekçiler, ayrı dernekçiler vb. bilumum reformistlerimiz kulaklarını iyi açsın:
“Görüşümüzce, bu Marksist bakış açısı komiteler sorununu da çözümlemektedir. Bizim görüşümüze göre, hiçbir yerde Sosyal Demokratik köylü komiteleri olmamalıdır. Eğer bunlar sosyal demokratik ise, bunlar sırf köylü komiteleri değil demektir; şayet bunlar köylü komitesi ise, o zaman da bunlar saf proleter değildir, Sosyal-Demokratik komiteler değildir. Bunları birbirine karıştıran çoktur ama biz bunların arasında değiliz. Mümkün olan heryerde biz kendi komitelenimizi, Sosyal-Demokrat Emek Partisi (yani Bolşevik Partisi) komitelerini kurmaya çalışacağız. Bunlar, köylülerden, yoksullardan, entellektüellerden, fahişelerden (kısa zaman önce bir işçi bizim fahişeler arasında ajitasyon yürütüp yürütmeyeceğimizi sormuştu) askerler, öğretmenlerden --kısacası hep sosyal-demokratlardan, sosyal demokrat (yani komünist) olmıyan hiç kimseyi kabul etmeden oluşturulacaktır. Bu komiteler, sosyal-demokrat (yani komünist) çalışmanın hepsini ve tüm boyutlarıyla üstleneceklerdir, ama kırsal proletaryayı özellikle ve bilhassa örgütlemeye de çalışacaklardır, çünkü Sosyal-Demokratik Parti bilindiği gibi proletaryanın sınıf partisidir. Henüz geçmişin kalıntılarından kendini tam olarak kurtaramamış olan proleteri böyle örgütlemeyi “gayri-ortodoks” telakki etmek muazzam bir yanılgıdır.... Şehir ve endüstri proletaryası, Sosyal- Demokratik Partimizin kaçınılmaz olarak çekirdeğini oluşturacaktır; fakat programımızda belirtildiği gibi, çalışan ve sömürülen herkesi --istisnasız hepsini, zanaatkarları, yoksulları, dilencileri, hizmetçileri, fahişeleri, Partiye yaklaştırıp, aydınlatmalı ve örgütlemeliyiz, elbette onların sosyal-demokrat harekete katılmaları, onların, proletaryanın bakış açısını benimsemeleri ve proletaryanın onlarınkini benimsememesi şartıyla.”
----LENİN, “Sosyal Demokrasinin Köylü Hareketi Hakkında Tavrı”
Eylül 1905, Toplu Eserler, Almanca basım, C.9, S.247
Lenin, devrime ihtiyacı olan kitlelere böyle yanaşıyor. “Fahişeler” meselesini oportunistler demagoji malzemesi yapmasınlar; idrak edilmesi gereken şudur ki, Lenin, sadece işçilerin ve proleterlerin değil, tüm halk tabakalarının Parti ideolojisi ve siyaseti ile eğitilip Parti faaliyeti yürütmek üzere örgütlenmesi ve Parti içine veya ona bağlı örgütlenmelere çekilmesini ve bunun “tüm boyutları ile” komünist mücadeleyi --ki bu iktidar mücadelesini otomatikman içerir-- üstlenmek için yapılmasını öneriyor. Ya bizim liberal burjuva tasfiyecilerimiz, onlar neyi öğütlüyorlar, hem de devrime önderlik edecek sınıfın üyelerine??! İktidar mücadelesinin ve devrimci komünist mücadelenin, onlararın, yani işçilerin ve devrimci proleter kitlelerin işi olmadığını!
Devrimci işçiler,
Tarihi tecrübe gösteriyor ki, mevcut toplumsal düzenin sahipleri ve kiralık gerici ideologları, artık komünist dünya devrimi ve onun Marksist-Leninist-Maoist rehber ideolojisine karşı kendi başlarına karşı çıkamıyorlar. Kendi çıkar ve düzenlerini korumak için, proletaryanın ve halk kitlelerinin saflarında oportunist-revizyonist siyaset ve ideoloji savunan güçlere dayanıp onların güçlenmesine imkan tanıyarak, ancak devrimci proletaryanın komünist dünya devrimi için yürüttüğü mücadelenin güçlenmesini ve zaferlerini engelleme politikasını, kanlı devlet terörizminin yanında demirbaş malzeme edinmiş bulunuyorlar.
Emperyalistlere ve onların satılık itlerine kimse bunu fazla görmesin; onlar, kendi sınıf çıkarları ve ideolojilerinin bilincinde olmayı kendi tecrübelerinden çıkardıkları bir zorunluluk olarak biliyor ve ona göre hareket ediyorlar. Devrimci proleterlere düşen görev, devrimci proletaryanın ve geniş halk kitlelerinin devrimci çıkarlarına, en az sınıf düşmanlarımızın kendi çıkarları için gösterdikleri duyarlılık seviyesinde bir duyarlılıkla hareket etmektir. Lenin ve Mao, proleter devrimler çağında, ideoloji ve siyasetin, her zamankinden çok daha büyük önem taşıdığını sürekli olarak vurgularken, laf ebeliğine düşkünlükten değil, bu somut gerçekten hareket ediyorlardı. Revizyonist sözcüğünün günlük siyasi yaşamda yer edinmesinin nedeni, devrimcilerin birbirlerine karşı sekter davranmalarından kaynaklanan can sıkıcı bir teferruat değil, hakim sınıfların artık revizyonist hainler olmadan iktidarlarını ellerinde tutamayaeak bir konuma gelmiş olmalarının, devrimleri zaferden önce ve sonra ancak içerden çökertmeye bel bağlamış olmalarının kanıtıdır.
Bundan ötürü, Mao Zedung, “ideolojik ve siyasi hattın doğruluğu veya yanlışlığı herşeyi tayin eder” demiştir, ve proleter dünya devrimi için iktidar sahibi, komünizm için ve komünizme dek, zaferden önce ve zaferden sonra da devrimci olmak konusunda ciddi olanlar, tüm dünyada, Marksist-Leninist-Maoist ideolojinin bu bilimsel tezini ciddiye alırlar. Devrimci kitleler nezdinde oportunizm ve revizyonizm teşhir ve tecrit edilmeden, oportunizm ve revizyonizmin kendiliğinden mevcut burjuva ideolojinin yardımı ile devrimci kitleler üzerinde tuttuğu zincirleri kırılmadan, ve çok daha önemlisi, tüm devrim güçlerinin kilit noktası proletarya partisinin safları, oportunist ve revizyonist düşüncelerden kurtarılıp rektifiye edilmeden, devrimin, hele hele proletarya önderliğinde bir devrimin zaferinden bahsetmek ham hayaldir. Sınıf çıkarlarının bilincinde olan hakim sınıflar, proletaryanın devrimci hareketi ve Partisi içinde peydahlanan oportunistleri kullanarak böylesi ham hayalleri körüklemeyi her zaman fırsat bilmişlerdir.
Bundan ötürü, devrimci proletarya, kendi sınıf çıkarları ve ideolojisinin bilincinde olduğu zaman, Mao'nun şu sözlerini rehber edinmekte güçlük çekmez:
“Devrimin olabilmesi için, devrimci bir partinin olması gerekir. Devrimci bir parti olmadan, Marksist-Leninist (-Maoist) devrimci teori temelinde ve Marksist-Leninist (-Maoist) devrimci tarzda inşa edilmiş bir parti olmadan, emperyalizmi ve uşaklarını altetmek üzere işçi sınıfına ve geniş halk kitlelerine önderlik etmek imkansızdır.”
----MAO ZEDUNG, Kasım 1968, C.4, S.308
Devrimci proleterler,
Partimizin içinde bulunduğu örgütsel ve ideolojik bunalımın nedenleri, Partinin Marksist-Leninist-Maoist Merkezi tarafından, yazılı polemiklerde “Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi ışığında Topyekün Parti Rektifikasyonuna Çağrı”da tahlil edilmiştir. Ancak sizler, bu kızıl bayrağa sahip çıkıp, her iki cephede birden hem sınıf mücadelesinin somut pratiği, hem de ideolojik mücadele içinde, Partinin sosyal tabanını Topyekün Parti Rektifikasyonuna seferber ederek, Parti bunalımının Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi temelinde çözümlenmesini üstlenebilirsiniz. Proleter dünya devrimi sizlerden bunu bekliyor.