Arkadaşlar, başlıyor
muyuz? Arkadaşlar, iki şey istiyorum: birincisi, müdahale etmemenizi,
soru sorabilirsiniz, ama müdahale etmemenizi; ikincisi, müdahale edebilirsiniz,
ama çok usturuplu olursa, yani bana da yararsa. Beni deşifre etmeye,
sözümona çirkin görüşlerimi açmaya, yani bana da yardımcı
olursa, o zaman olur.
Ancak Geçmişin Değerini Bilenler,
Hatalara Karşı da Ciddiyet
Gösterebilirler
Önce bir
iki konuya değinmek istiyorum: Biz...toplantılarında ve daha
yukarı toplantılarda görüşlerimizi sürekli olarak ortaya koyduk.
Dedik ki: Partimiz Marksist-Leninisttir, Marksist-Leninist
olmadığını düşünen burada olmasın, bu birincisi!
ikincisi, 1. Konferans da, 2. Konferans da, bunlar Marksist-Leninisttir;
bunları da açıkladık, bunların oynadığı
rolleri de açıkladık. Yani, Partinin içinde bulunduğu durumla,
Partinin Konferanslara gelişlerini ve oynadığı
Marksist-Leninist rolü, eksikliklerin hangi yönlerde olduğunu
tartıştık. Üçüncüsü, biz dedik ki; madem ki bir özeleştiri
tartışması yapıyoruz,
bu tartışma özellikle hatalarımız
üzerinedir; tartışma hatalarımıza ilişkin kesim
üzerinedir. Yani, bir çizgimiz var, Parti çizgimiz var, bu çizgimize musallat
olan bazı aşınmalar, bazı paslanmalar, bazı hatalar,
bazı sapmalar vardır. Bunların niteliği tartışılmak
zorundadır ve Merkez Komitesi (MK) de bu tartışmayı
açmış bulunuyor. Doğrudur, açtığı bu
tartışmalarda, hatalar üzerine tartışacağız!
Hatalar üzerine tartışılması, Partiyi kötülemek
anlamında değildir; hataların, tamı tamına, eksiksiz
gediksiz neler olduğu üzerinde şimdi kıyasıya bir mücadele
yürüyor! Sorun bunun üzerinde bir sorun, hata
kesiminin nasıl bir şey olduğu sorunudur.
Genel olarak, iki ana tez öne
sürdük: Dedik ki, bunları - hatalar kesiminde de hatalar elbette siyasi ve
ideolojik hatalardır - bu siyasi ve ideolojik kesimini nasıl
tanımlayabiliriz! Biz Merkez Komitesine dedik ki, esas olarak siz de kendi
çizginize oportünist diyorsunuz, kendiliğindencilik diyorsunuz,
ama meselenin içine girip, özünü söylemekten
bilhassa kaçınıyorsunuz!! Bu hata (not: hem işlenen hatalar, hem
de işlenen hatalara yaklaşımda yapılan hata) ekonomist bir
hatadır! Bu ekonomist hata, Türkiye
gibi ülkelerde, silahlı mücadelenin şartlarının olduğu
ülkelerde, ister istemez silahlı
ekonomist biçimlere bürünecektir! Yani, silahlı mücadele yürütenler
de, bal gibi, onu kendiliğindenci tarzda yürüterek, silahlı ekonomist, ekonomist silahçılar olabilirler! Bu
böyledir!!! Onun için, bir örgütün silahlı mücadele yürütüp yürütmemesi, o
örgütün ekonomist olup olmamasının işareti değildir.
Tersine, ekonomizmin silahlarla
yapılmış biçimidir! Bu konuda biz kapsamlı
eleştiri getirdik. Bu siyasette bizim hatalı olan kesimimizin
silahlı ekonomist denebilecek bir çizgi olduğunu, yani hatalı
kesimimizin bu cins siyasi bir sapma içerdiğini belirttik; ideolojik
kesimde ise, dünya görüşü açısından da bunun nasıl bir
sapma teşkil ettiğini açıkladık. Bu eğilim, ideolojik hata, sapma
açısından -Komünistlerin bu konudaki ideolojik hatası- komünist
eğilimli devrimci demokratik bir hatadır!... Devrimci demokratik,
komünist eğilimli devrimci demokratik bir hatadır!... Yani, komünizm
bakış açısıyla devrimci milliyetçiliğin
bakış açısının içiçe geçmesinden gelen bir kargaşa,
bulantı vardır! Hata kesiminde bunlar üzerinde
tartıştık biz, hala bunların böyle olduğunda
diretiyoruz.
Bir kitle
çalışması konusunda, Parti faaliyetleri konusunda, Parti
örgütlenmeleri, silahlı mücadele yürütülüp yürütülmemesi konusunda, siyasi
tespitlerde silahlı ekonomist bir sapmanın, bunlara bütünsel
bakış, devrimlerin birbiriyle ilişkisi, uluslararası
komünist hareketle (UKH) ilişkisi, enternasyonal
proletaryanın çıkarlarına bakış, bunlarda önemli
ölçüde milliyetçi bir aşınmanın, devrimci milliyetçi bir
aşınmanın mevcut
olduğunu anlattık. Söylenen bunlardır.
Hata kesiminde bunlar, Partide
bunlar, şayet güçlenirse, o zaman İbrahim Kaypakkayanın böyle olmayan, devrimci komünist,
proleter enternasyonalist kızıl
çizgisini bütünlüklü değiştirip, bütün Partiyi programatik bir
yeni değişiklik, artık yeni bir yönelimin temelleri üzerine
oturtma teklifi gelecektir!... Böyle olduğu zaman da Parti iflah olmaz
duruma gelmiş olacaktır! Durum şimdi bu halde değildir. O
halde bunu engellemenin tartışmasını yapıyoruz biz. Bu
tartışmayı MK de kendi açısından gerekli
görmüş, açmıştır. Demek ki, hatalar sorunu ele
alınmaktadır, bu şekilde de Partiyi hiçbir şekilde inkar
sorunu diye bir mesele yoktur. Bizim inkar etmeye
çalıştığımız bir şey var: o da, Partinin hatalarıdır ve eksiklikleridir!
İkincisi, biz, Partide en ağır hataları
işleyen, hatta Partimizi yok etmeye çalışan, çizgisini
değiştirmeye çalışan, Bolşevik Partizanın
başını çekenler de dahil olmak üzere, yani en kötü hata
işleyen, az hata işleyen, hiç hata işlemeyen, şehit
olmuş veya hala yaşayan bütün yoldaşların tecrübesinin
sürükleyerek getirdiği yerden, artık dönüp arkaya bakabiliyoruz. Onun
için biz tarihsel açıdan minnettarız bu tecrübeye. Fakat şu
sorun var: yoldaşlar, Süleyman Cihan, şayet öldüyse, İbrahim
Kaypakkaya şayet öldüyse, bu Parti ileri gitsin, devrimci mücadele ileri
gitsin diye can verdilerse, bu kadar
can verildiyse, geride kalanlar bu işi becerecek, ben tek adam
değilim diye bakıldıysa, iteleyip öne sürdükleri mücadeleyi
devam ettirecek olanlar, yükseldikleri yerden geri dönüp bakınca, bu kadar
can verilerek geldiğimiz yerin kıymetini bilmek ve kullanmak zorundadır!
Bu ahkam kesme değildir. Ahkam kesme nasıl olur? Bu tecrübe temelinde
öğrendiğimiz şeylere dönüp baktığımız zaman,
doğru, mesela 1978 1.Konferans Marksist-Leninistti, Partiye muazzam
yararı olmuş bir şeydir.(Bunun tartışmasına
girmiyorum, şu anda o kadar önemli değil.) Fakat, bu
Konferansın önemli hataları ve eksiklikleri vardır. En önemlisi
Mao Zedung Düşüncesi ve 1. Özeleştiri denilen özeleştiridir. Bu ikisi 1. Konferansın çok önemli
hatalı kesimini içeriyor. Şimdi, biz ölen yoldaşların bütün
gayretleriyle, veya yaşayan yoldaşların bütün gayretleriyle
geldiğimiz yerden bakıp da, bu eksiklikleri tamı tamına elimizden geldiği en iyi şekilde
tespit etmezsek, işte ahkam kesmek, hovardaca konuşmak budur. Bence,
yapılan iş şudur, Süleyman Cihan sen boşu boşuna
öldün, beni boşu boşuna yükselttin, beni boşu boşuna
ilerlettin, yaşattırdın, beni boşu boşuna bugünlere
getirttin, çünkü ben bugünlere gelmenin bana verdiği tarihi değeri kullanmaktan
yana değilim anlamına gelir.
Şayet, mesele o
hataların tamamını, bir kere doğru tespit etmekse,
kişi için o hatalar konusunda amansız
olmak bu yürütülen mücadelenin bize getirdiği değerleri bilmemiz,
ondan faydalanmamız açısındandır.
Ahkam kesmek değildir bu,
arkadaşlar! Şayet 1. Konferansta, 2. Konferansta falan filan
yapılan hatalara biz Liberal yaklaşırsak, canını
dişine takarak mücadele etmiş insanların mücadelesinin -neler
üretsin diye yaptıklarının değerini vermemişiz
anlamına gelir. Bizim verdiğimiz mücadele
şimdi budur.
Size bir
örnek vereceğim. O dönemde -MKlı
bu yoldaş da bu konuda ciddi hata işliyor, hem de felsefi hata
işliyor, Ahkam kesme suçlamasını öne sürerek, karalama
temelinde üstelik bunu yapıyor, bu doğru değil, neden doğru
değil? - mesela o dönemde bilinmiyordu bilgi seviyemiz el vermiyordu
diyelim, ben de bilmiyordum, hiç kimse de bilmiyordu. Ahkam kesmemek
doğrudur, bu doğrudur. O dönemde bilgi seviyemiz o seviyedeydi bu doğrudur. Ama bilgi seviyemiz
sonradan ilerleyince, dönüp bizim artık yeni bilgi seviyemizle, o dönemin
eksikliklerini doğru olarak
ifade etmek boynumuzun borcudur! 13. asırda kuduza neyin sebep olduğu bilinmiyorduysa, neden
bilmiyorsun lan, bak ben ne güzel biliyorum kuduza neyin sebep olduğunu;
şu virüs sebep oluyor, virüs, bak şu virüs diye ben kafalarına
vuramam. O zamanki seviyede teknik vardı, o seviyede üretim vardı, o
kadar biliyorlardı. Doğrudur, kafalarına vuramam. Ama, ben
şunu da yapamam: Ben, bugün kuduzun şu basille, bir basille kana
girdiğini keşfetmişsem artık, o gün kuduz tedavisini gül
suyu içirerek yapanların, doğru yapmadıklarını da
söyleme hakkına sahibim! Hiç de ahkam kesmeden, bu tedavi doğru
değildi deme hakkına sahibim. Şunu diyemem: Kuduz
tedavisinin o gün gül suyuyla
yapılması bilimsel olarak doğrudur ve geçerlidir diyemem!
Derim ki, anladım, o kadar biliyorlardı, anladık onu; ama
bilimsel olarak kuduzu gerçekten gül suyu tedavi edemezdi. Bu böyledir. O insanların, kuduzu bilmeyecek kadar geri olduklarından ötürü,
onların insan olmadıklarını iddia etmek anlamına
gelmez bu. Marksist-Leninistlerin bilmedikleri ve erişemedikleri
şeyi -ki biz de o dönemde bilmiyorduk, erişememiştik o
bilmediğimiz şeyleri şimdi bilmek, O dönemde onların
eksiklikleri bunlardı, bunları bilmiyorlardı demek, kuduzu
bilmeyenlerin insan olmadıklarını iddia etmek gibi, onların
da Marksist-Leninist
olmadığını iddia etmek anlamına gelmez. Sadece yapılan hatanın
içeriğini bizim iyi doldurmamız
gerektiği, bilimsel boyun borcu olduğu anlamına gelir!
Ahkam kesme değildir bu!
Demek ki, geri dönüp biz her
kimin eksiğine bakacak olsak: Mesela Marks diyor ki bir yerde, açıkça
diyor, eğer başka
işçi sınıfı partileri varsa, iki tane, üç tane, bir tane,
biz ayrı bir komünist partisi kurmayız diyor. Tarihi tecrübeyle biz
öğrendik ki, bu doğru
değil! Komünistlerin eylem birliği, irade birliği,
çalışma tarzının düşmana karşı içerdiği
örgütlenme biçimini biz sonradan keşfettiysek,
o gün de bu Leninin dediği şekilde halledilmemişse, başka
türlü öneriler var ise de, o adam gene
Markstır! Büyük ustadır, ama o özgül önerinin doğru
olmadığını, bugün artık söylemek boynumuzun borcudur.
O dönemde neden öyle söylediğini anlatmak da boynumuzun borcudur. Ama
işin tedavisinin öyle yapılmamasını artık bilmemiz de boynumuzun borcudur. Bunlar Marksa
iftira etmek, onu dıştalamak, silmek, büyük usta
olmadığını söylemek anlamına gelen şeyler
değillerdir. Bilimin ilerlemesinin, proletarya biliminin özellikle, dönüp
kendisine bakması, kendisini diyalektik süzgeçten yeniden geçirmesinin
gayet doğal bir sonucudur. Bu, iftiralara temel olarak
kullanılmamalıdır. Bu konuda demagoji
yapılmamalıdır.
Keza, Lenin
açısından olsun, Engels açısından olsun, Mao
açısından olsun, bizim, muazzam ustalıklarına helal getirmeyen
bir biçimde bugün onların hatalarını görmemiz boynumuzun
borcudur. Onların verdiği muhteşem mücadeleler bize hava getirmiş olamaz, biz onların
omuzlarına basmadan, onlardan ileri olmadan, onların
başardığı zaferi bile başaramayacağız! Bu
bizim de küçüklüğümüzün işaretidir. Tarihsel küçüklüğümüzün
işaretidir. Yani biz Mao kadar olursak, Maonun
başardığını başaramayız! Biz Maodan ileri olmazsak Maonun
başardığını da başaramayız.
Yani Maonun başardığını başarmak için,
Maodan ileri olmak gerekiyor! Maddenin değişimi bize öyle bir zafer
için bile, daha fazla bir şeyler bilmemiz gerektiğini önümüze
koyuyor. Üstelik düşman da ustalaşmıştır; mesela,
bugün artık düşman, yani yeni burjuvazi, yeni bir sosyalist ülkede
kültür devrimini savunacak, iki çizgi mücadelesini savunacak, yeni burjuvazi
yeni kılıkta çıkacak, parti içinde yeni burjuvazi olduğu
teorisini kabul edecek. Kılıfı o şekilde alacak. Bizim
yine, yeni, böyle koşullar altında da, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesine ilişkin yeni
bir şekilde, o toprağı deşip daha derinde burjuvaziyi
kucaklamamız, daha derinden kaldırmamız gerekecek. Bu da bizim
boynumuzun borcudur. Bu ukala kesilmek değil, bu her sıra
neferinin boynunun borcudur; bunun haricinde bir yoldan bizim zafere
gideceğimizi zannetmek doğru değildir arkadaşlar! (Not:
Parti sorunları tartışılmıyor, soyut şeyler
konuşuluyor suçlamasına karşı konuşmacı
atıfta bulunuyor.)
Bu konuda demagoji yapıldı, böylesi tavırlar gerçekten doğru değildir. Bir arkadaş, mesela bu iki arkadaş, yani bir kaç arkadaş, -suçlamak için söylemiyorum, ne maksatla konuştuğumu anlatmak için söylüyorum tartışmalarında bizi genel konuşuluyor, tartışma başka yerlere çekilmek isteniyor diye eleştirdiler. Arkadaşlar, sorunları siyasi ve ideolojik sorunlardan kaynaklandığını tespit ettiğimiz zaman mesele berraklaşmaya başlar. Biz bunu başarmaya çalışıyoruz.
Yanılıyorsunuz;
İdeoloji Soyut Değil,
Tayin Edicidir
Her konudaki
sorunlarımızın merkezinde, o zaman siyasi ve ideolojik olarak ne
yattığını göstermenin, tartışmayı
buranın üzerine çekmenin bize düşmesi bile, MKnın aczini
gösteriyor. Bu tavrın eleştirilmesi gereklidir. Bu konularda bile
esas siyasi-ideolojik sorunların ne olduğunu gündeme getirme çabasının
başını ben çekeyim, ama gene de soyut konuşmakla
suçlanayım, olmaz. Onun (MKnın) dokuz saatlik konuşmasına
nazaran, bana düşen yarım saatin tümünü harcayıp, meselelerin
esasının Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesinin
kavranmamasından geldiğini göstermek bana düşüyor. Bana
düşen yarım saatlik vaktin tümünü bunu anlatmak için harcıyorum!
Koskoca MK ne burada, ne burada, ne de burada (Not: MKnın derme çatma
yazılarına işaret ediliyor) meseleleri koyamıyor. Ancak ben
bastırıp getirirsem, o zaman meseleler tartışılmaya
başlanıyor, o da bana düşen yarım saatlik
konuşmalarda. Evet yazı yazma konusunda, yazıları
geciktirdiğim için hatalıyım. Eleştirilerinizi kabul
ediyorum. Ama ben de, buradaki tartışmalarda tüm yarım saatlik
ilk konuşmayı bunun için harcıyorum. Bunu yapıyorum.
Arkadaşlar yanlış yorumlarda bulunuyor bu konuda.
Maodan bir alıntı
vereyim, sayfa 17 bak şunu diyor. Ama önce, demek ki ben siyasi-ideolojik
genel soyut kavramların içinde çok somut bütün detayların
barındığını göstermek için, buralarda bunu yakalarsak
aşağı doğru inebileceğimizi belirtmek için gayret sarfetmişim.
Bak ne diyor bilgi tartışmasında, Marksist bilgi teorisi
tartışmasında şunu söylüyor: Soyutlama bilimsel
olduğu ölçüde, uydurma, gayri-bilimsel, üfürükçü olmadığı
ölçüde, soyutlama bilimsel olduğu ölçüde, gerçeği en kapsamlı en
doğru biçimde yansıtandır. Burada yazıyor, aynen böyle
yazıyor. (Not: bir daha tekrarı isteniyor). Soyut, somut değil soyut, bilimsel olmak kaydıyla,
böyle olursa, uydurma, gayri-bilimsel, üfürükçü olmazsa, soyutlama bu
şartlarda gerçeği en iyi en doğru en kapsamlı
yansıtır. Mao bu alıntısını çıkarıyor
veriyor, Leninin lafıdır bu, Leninde de vardır.
Alıntı, burada alıntı içinde vardır. Buna da
bakmamız lazım. Önerimiz gene tartışmanın soyutlarda
kalmasında değil, soyutlarda göbeğin etrafında
keşfedilmesi, sonra detayına indirgenmesidir. Bu öneri vardır.
Detayına indirmek için de vakit istiyoruz! Yazı da yazıyoruz!
Detayları da koyuyoruz! Şimdi de koyacağız detayları,
çünkü uzayıp gidiyor. Bütünsel öz olarak ifade edilen şey içinde milyonlarca
içerik vardır. Somut içerik açmaya başladın mıydı,
böyle aşağıya doğru gitmeyeceği, örgütlenme konusunda
söylemeyeceği, açmayacağı konu da yoktur. Açması bir sürü
meseleyi gerektirir.
Mao Zedung Diyor ki,
Suyun Bile Kendi
Tarihi Vardır.
Somut olarak, biz neler yaptık?
Arkadaşlar bu sorunlardan bir tanesine cevap vermek zorundayım. Biz
neler yaptık, sorununa gelince biz elimizden gelen şeyleri
yaptık, eksikliklerimiz bu konuda var. Biz şunları yaptık:
biz bunları sürekli olarak örgütlü olduğumuz yerlerde, belli
ölçülerde yazılarda, çoğu kez sözlü olarak, arkadaşlara samimi,
senelerce, epey senelerce, hatta bir ölçüde, 1978den beri, pardon 1979dan beri şunu yaptık:
Mektuplar yazdık. Mao Zedung Düşüncesi konusunda
Yurtdışı Hizibinin sapmasını (Türkiyede yoldaşlar söylüyor, biliyoruz) biz teşhir
ettik Partiye -bizden başka hiç kimse bir şey yapmadı demiyoruz,
arkadaşlar sorduğu için söylemek zorundayım. 4-5 mektup var.
Mao Zedung Düşüncesini, Parti ideolojisini reddeden, Maoyu da reddeden
hizip faaliyeti yurtdışında yürümektedir, bu doğru
değildir, şartları budur, konuşmaları budur,
görüşleri budur, şeklinde mektuplarla açıkladık. Onun
haricinde bir mektupla Partinin önünde duran siyasi-ideolojik sorunlar
budur diye tavır takındık. Dünyadaki kaos, bunların
çözümü, Partideki sorunlar, sıralama şeklinde, tezler şeklinde
mektuplarla Partiye iletilmiştir. Mektuplarla bunu yaptık.
Mao
Zedung Düşüncesinin savunulması gerektiğini başından beri vurguladık.
Ki arkadaşlar bilirler; bugün Merkez Komitesinde olan arkadaşlar
bir yerdeki Maoist-Maocu arkadaş olduğu şeklinde haberi
verenlerdir. O dönemde Mao savunmasında aktif tavır koydum. Ondan sonra, ta 1979da bugünkü
tartışmalardan önce, daha başlamamıştı, Komünist 1 ve Komünist 3ü kitle çizgisi başta olmak üzere eleştirdik. Komünistlerdeki yazıları
eleştirdik. Ondan sonra daha sık dönemlerde, dünyadaki durumun ne
olduğuna dair Partinin yanlış görüşe sahip olduğunu
eleştirdik, yazılar yazdık, bazı yazılar engellendi.
Mesela, teşhir edici yazılar, Partiyi değil olayları
teşhir edici yazılar engellenir duruma bile geldi. Emperyalist kriz
konusunda tartışma yürüttük. Somut tartışma yürüttük bu
arkadaşlarla, silahlı mücadele konusunda tartışma yürüttük.
2. Merkez Komitesi 2. toplantısı mesela, önemli bir
toplantıydı, Konferansımıza güvenmiştik; 2.
toplantıya gelince bozukluk kendisini gösterdi. Organ raporlarında
Partinin sağdan çark etmeye başladığını,
delillerin şunlar olduğunu gösterdik; bunları söyledik. İşçi Köylü Kurtuluşunun içeriği
konusunda eleştiri getirdik. İşçi
Köylü Kurtuluşunun içeriğinin vazifesini görmediği
konusunda eleştirdik. MK 3. raporu, MK 4. raporları, o dönemin
MKsı tarafından övülürken biz bütün bunların yanlış
olduğunu eleştirdik. Yazılı olarak eleştirdik MK 3.
toplantısının 3. Blok
işbirliğini. 3. Blok mümkün değil, başı
çekemez, bu iş yapılmaz, bu eleştirileri biz getirdik, ta
çıktığı andan getirdik. MK 4. toplantı raporu
çıktığı anda biz tavır koyduk, hatta bazı
tartışmalarda belli ölçüde olsa da engellendiğimiz halde
tavır koyduk. Bu tartışma içeriğinin neye bağlı
olduğunu, UKHda bazı yanlış görüşlerle birlikte o gün
tavır koyduk. Buna ilişkin olarak giderek gelişen sağcılık, sağcı
sapmalara karşı da, mesela anayasa oylamalarında boykot
tavrının üzerine, muğlaklık olduğunu, İşçi Köylü Kurtuluşundaki tavrın
rezil bir tavır olduğunu açıkladık. Seçimler konusundaki
broşürün rezil bir broşür olduğunu, doğru
olmadığını açıkladık. Durum tahlilinin
doğru olmadığını açıkladık. Sosyalizmde
sınıflar mücadelesinde, iki çizgi mücadelesinde Parti belgelerini
eleştirdik. İki çizgi, sosyalizmde sınıflar mücadelesi
konusunda çıkan eleştiri yazısı vardı. Bir tane
yazı vardı, bir de o yazıya cevap vardı. Komünist 12de bu yazı
yayınlandı, bu yazının doğru
olmadığını söyledik, eleştirdik, gösterdik. Sözlü
olarak çeşitli MKlı arkadaşlara gösterdik, dedik ki,
bunları yayınlamayalım, bak eksiği açıktır, buradadır. Fakat
yayınlandı bu belgeler, üstelik Parti çizgisidir, üstelik de
kırma Mao ile Stalinin hatalarını birleştirmeye
çalışan çeşitli konularda yazıya cevaptır. Doğru
cevaptır, yayınlayacağız, doğrudur, bas git,
şeklindeki geri çevrilmeleri eleştirdik. Buna bağlı olarak
Partinin ekonomik, iktisadi tahlillerde kullandığı modelin Marksın,
Leninin olmadığını Genel
Kriz Teorisi olduğunu; Genel Kriz Teorisinin Kominternden
geldiğini, bunun Leninist olmadığını, yeni
Sismondici-Rosa Luxemburgcu modeller temelinde, Lenini, Marksı tahrif
eden yeni bir emperyalizm tanımlaması, yeni bir işleyişi
gündeme getirmeye çalışan Genel Kriz Teorisi diye bilinen bir
çarpıtma, Palme Dutt (İngiliz teorisyeni), Yevgeni Varga (Rus
teorisyeni) tarafından ortaya konan genel kriz teorisinin Parti
tarafından savunulmakta olduğunu, şurada burada yazılı
olarak öne sürmenin yanlış olduğunu söyledik. Enternasyonalizm
konusunda Partide örgütlü olduğumuz her yerde ciddi mücadeleler yürüttük,
somut öneri getirdik. 1 Mayıslar yapalım, 1 Mayıslar
şöyle yapılsın, böyle yapılsın. Parti çizgisidir
bu, İF çalışmalarında bu vardır, şu
vardır, yanlıştır, enternasyonalizmi uygulamıyor,
biz getirdik bunları. Bütün bu tartışmalar uzun zamandır
yürümektedir, MKnın bunlardan bal gibi haberi vardır. Bunlara kulak
asmamaktadır.
Aynı konularda, çok ciddi hatalar işlemektedir.
Bugün, enternasyonal proletaryanın önünde
Deklarasyona saldırarak, bu hatalarıyla, eleştirinin hedefi
haline gelmiş durumdadır. MK bütün bu senelerdir kendisine
anlatılan, sosyalizm, Mao Zedung Düşüncesi, genel kriz, dünyada durum
ve emperyalizm, bunlar, bütün bunlar, Enver Hoca ve benzeri gibi, bütün
bunlarda söylenenleri dinlemediği için, bugün Deklarasyona da aynı konularda saldırdığı için, MK bugün, enternasyonal
proletaryanın eleştiri hedefi haline gelmiş durumdadır! Bundan sonra biz bu
tartışmalarda MKyı bir
çok konularda pes ettirdik -övündüğümüz için değil- somut
gerçekler: toprak devrimi platformunu söylediğimiz zaman MK şap
oturdu. Devrimci savaş, kitlelerin savaşı, kızıl
siyasi iktidar için yürütülmelidir, yoksa ekonomisttir ve reformisttir
diye,...toplantısı ve diğer toplantılarda biz
açıkladık. Bugün MK boş lafların arkasına
sığınmaktadır.
Kürdistan olayları ve
Kürdistanda silahlı mücadele konusunda, geçen...toplantısında
detaylı anlattığımız şeylerin bugün yavaş yavaş
kendisini buralara sızdırdığı görülmektedir. Ama
bütünselliğinden koparılıp, düşüncesinden
koparılıp buralara sızdırılmaktadır. Gene
Ortadoğu sorunu kendisini buralara (Not: Parti Birliği No.2de MKnın MLM muhalefetten
devşirerek, bozarak yayınladığı yazı
kastediliyor) yansıtmaktadır. Aynı zamanda MKyı biz gayet somut ve ciddi
olarak eleştirdik.
1. Ortak Açıklamaya,
Enternasyonalist Harekete takındığı tavrı
eleştirdik. Bu tavrın -belgenin kullanılmamasının
ciddi eğilimlere sebep olduğunu ve kaynaklandığını
eleştirdik.
Devrimci Enternasyonalist
Hareket (DEH) konusunda, Deklarasyon konusunda,
2. Enternasyonal Konferans öncesi,
sonrasında, belge hakkında MKnın vahim durumda
olduğunu, değerlendirmesinin yapılmasının gerekli
olduğunu belirttik, bu durumun çok ciddi
yanlışlardan kaynaklandığını, kafa
yapısını yansıttığını eleştirdik.
Bütün bu konularda biz somut şeyler
getirdik MK ya. Somut şeyler
getirdik ! Fakat tek eksiğimiz bunları bu kadar sözlü ikna
edeceğiz, bu yoldaşları, diye hayale kapılmaktansa bundan vazgeçip yazılarla bu
işi yapıp 1000 / 1500 sayfa yazmak mümkündü. Bunları
yapmadığımız için bir ölçüde fazlasıyla bu konuda iyi
niyet sahibi olduğumuz, yoldaşlarımızla buralarda bu
kadar didişmeye gerek olmayacağını düşündüğümüz
için, bu konuda yazıları ihmal ettiğimiz için
hatalıyız. Yazıları yetiştirmeye
çalışıyoruz. Suçluyuz bu konularda sizlere bütünsellikli her
şeyi sıralayarak gösteremediğimiz için, o konudaki eleştirinizi
kabul ediyorum.
Kırmızı
Gülü Buzdan Ancak
Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi
Kurtarır!
Biz şunu söylüyoruz, bir
ozanın söylediğini söylüyoruz. İbrahimin ölümünden bu yana bir dizi derdimiz var. Bunu
herkes biliyor. Diyoruz ki, ozanın dediği geçerlidir
aşağı yukarı, bak kırmızı gül buz içinde
diyor. Ozanın kafasındaki sorun bizim bahsettiğimiz sorun
değil, ama ne diyor: Dağ dumandır, kış
yamandır diyor. İbrahimin ortaya koyduğu bu çizgi bir anlamda
buza düştü. Bu buz eridi,
bazı zamanlarda gülün ucu çıktı dışarıya,
sonra yeniden buz tuttu. Kırmızı gül buz içinde. Bu buzu, bu
kızıl gülü buzdan eritecek ortaya çıkaracak bir (oksijen)
kaynağının, bu buza dayanması
lazım. Bir kaynak ateşi olacak,
fıııŞŞŞ buza dayanması lazım. Biz
diyoruz ki, bu Marksizm-Leninizm-Mao
Zedung Düşüncesidir! Bunun -lafları değil, kesinlikle
lafızı değil! tüm içermesi
gereken, bilimin geliştiği düşüncelerin
geliştiği bir dizi alanı kapsar bu alanların ne
olduğu konusunda gerçekten MKlı yoldaşın dediği
doğrudur
Marksizm-Leninizm-Mao
Zedung Düşüncesi bugün neleri biliyor? Yoldaşlar, siz bunları öğrenmek
zorundasınız. Ben size bunları öğretmek durumunda
değilim. Belki size bir ölçüde yardımcı olabilirim; ama ben
öğretmeyeceğim, bunları bilmek zorundasınız. Gidip
Rusçasını bulup, bunların ne olduğunu okumak, birisine
tercüme ettirip öğrenmek zorundasınız. Bilim bizden bunu
istiyor! Vazifelerimiz için bak Lenin diyor ki gene bazı yoldaşlar
bana çok şiddetleniyorlardır, ukala gördükleri için
hiddetleniyorlardır, ukala bu arkadaş, konuşmasına
bak diyorlar ama Lenin şöyle diyor. Ben bu eleştiriyi bu
yoldaşlara samimi olarak sunmak istiyorum. Partinin içinde bulunduğu
yenilgiden sonraki krizde, yoldaşları ve devrimci işçi
tabanı karşısında Lenin onların tavrına şu
tavrı takınıyor. Parti güç durumda. En büyük güçlük partinin
müthiş ölçüde zayıflamasından, örgütlerin neredeyse çökmüş
olmasından, ya da parti içi hizip savaşımının
keskinleşmesinden ileri geliyor değil. En büyük güçlük
Sosyal-Demokrat (yani Komünist) işçilerin ileri kesiminin bu
savaşımın anlam ve yapısını yeterince
açıklıkla kavramamış olmasından, bu
savaşımı yürütmek için toparlanmamış olmasından,
RSDİPi karışıklıktan, çöküntüden ve sağa sola
yalpalamaktan kurtarıp sağlam bir yola sokma çabasına önderlik
eden parti çekirdeğini yaratmak, desteklemek, pekiştirmek üzerine
yeterince bağımsız güçlü mücadele etmemesinden ileri geliyor.
Diyor ki, katılın bu tartışmalara yoldaşlar,
başkalarının işi demeyin diyor. Neler istiyor? Bu
tartışmaların yapısı nedir?, buna bakın diyor
Lenin! Şimdi ben burada ne parti çekirdeği yaratılması, ne
de hizip konusuna değiniyorum. O kendine has, Rusyada o dönemdeki
olaylarla ilişkindir. Onlara ilişkin. Benim demek istediğim,
burada Lenin tarafından işçilere ne için davetiye gönderiliyor! Ben
de size aynı davetiyeyi getiriyorum. Getirmek için bir sürü konuları açmak zorunda
kalıyorum. Onun için, bu ukalalığın eseri
değildir.
Marksizm-Leninizm-Mao Zedung
Düşüncesi biliminin bugün neleri
bildiği konusunda tartışılan sorunun
yapısını, bir problem, 3 elma artı 5 elma şeklinde
bir problem olarak biliyorsanız iyi değil. Bugün parti önünde
bilmem ne, bilmem neye eşittir gibi olmaz... Nasıl bir problem
var sorununa bilimin bütün bildiği şeylerle cevap vermemiz ve
uğraşmamız lazım! Keyfi kriter kullanmayacağız.
Ne onların bildiği kriteri kullanacağız, ne Leninin
bildiği kriteri kullanacağız, ne de Maonun bildiği kriteri
kullanacağız. Bizim kullanacağımız kriter -ve bu da azılı
bilimsel olmamız gereken kriter- bu, Marksizm-Leninizm-Mao
Zedung Düşüncesi biliminin detaylardaki bütün hallettikleri ve
detaylarda keşfettiği hallerin tümüdür.
Bakınız ne kadar
kötü durumda oluyoruz. O zaman neler keşfetti detaylarda; mesela bu bilim
bugün Kominternin Genel Kriz Teorisinin siyasi olarak sınıf
uzlaşmacılığına götürdüğünü keşfetmiş ve ortaya koymuş bulunmaktadır. Ve bu
bilim bunu keşfederken, bugün MK
4. toplantı raporundaki düşünce yapısını, MSPnin ve
Erbakanın kompradorluktan milli burjuvalığa indirilmesinin
sebebini, Kominternin Genel Kriz Teorisini savunan kafa
yapısının sınıflara bakmaya nasıl
zorlanacağı ve ittifaklara nasıl gideceğini göstermektedir.
Mesela bugün -neymiş bakın laf değil- Mao bile bu konuda (Genel
Kriz Teorisi) bir şey söylememiştir. Fakat Büyük Proleter Kültür Devrimi
(BPKD)nin, dünya devriminin komünizme doğru kıvranışı
hakkında bize kendisini açıp bağrını biraz daha
göstermesiyle, bize emperyalizmin dinamiğine ilişkin olarak, Genel
Kriz Teorisinin yanlışlığını kavrattı.
Bize kendisi direkt söylemediği halde, bu kavrayışla biz, MK 4.
toplantı raporunda Erbakanın neden milli burjuva ilan
edildiğini keşfedebiliyoruz, biliyorsunuz! Çok tepki duyuyorsunuz:
Erbakan kompradordu, şimdi nasıl milli burjuva oldu diyorsunuz.
MK 4. toplantı kararına karşı ahkam kesebiliyoruz hatta
değil mi?! Bunu neyle açıklıyor bu bilim! Mesela sorunlardan bir
tanesi de budur. Marksizm-Leninizm-Mao
Zedung Düşüncesi biliminin nerelerde ilerlemiş olduğu hiç de
öyle basit birşey değil sınıflar, sınıf
mücadelesi, yeni burjuvazi buralarda değildir. Bunları da içine
alır, ama mücadelede ve mücadele ile bilim nerelere geldi?!! Artık
neleri görebiliyor bilim?! Demek ki kriterimiz bu olacaktır.
Maonun Kılıcı Kavranmazsa,
Lenin in
Kılıcı da Hurdaya Çıkarılır!
Şimdi
arkadaşlar, biz bugünkü tartışmada Marksizm-Leninizm Mao Zedung
Düşüncesinin bu haldeki gelişimini, (Not: Ekonomizmin tersine) ele
gelmez ama somut bir halde ve bir bulut gibi genişlediğini ve
tarihsel bir şuur, devrimci bilinç, bilgi ve metod
yığını halinde bir sürü konuları içine
aldığını görmek zorundayız. Diyoruz ki bunun bir
kısmının reddedilmesiyle, sadece lafta değil, hem lafta
reddeden arkadaşlarımız var, hem de kabul eden, MK gibi sözde kabul eden
arkadaşlarımız da var.
Ama, ister böyle yapılsın, ister öyle yapılsın,
kavranmadığı zaman, diyoruz ki, bilim bütünsel olduğu için,
yapısı bütünsel olduğu için, kestin mi bağlarını,
lök lök parçaları düşmeye başlar. Ve Leninizm de gider. Biz Partiye bugünkü çizgisindeki dertlerin -hata
kesiminde dertlerin- Leninizmden de
sapma olduğunu gösteriyoruz. Biz
diyoruz ki Leninizmin ne kadar güçlü olduğunu gösteren anahtar Mao Zedung Düşüncesidir. Bunun
örneği olarak biz dedik ki, bu tartışmada -başka bir
açıdan ele alacağız- dedik ki, diyeceğiz ki,
bakınız Mao Zedung
Düşüncesini savunmadığınız için Leninizm de gitmektedir.
Leninizmin en belirgin
özellikleri kendisini en önemli -bizim bildiğimiz- katkılarda
gösterir. Birincisi, proletarya enternasyonalizminde kendisini gösterir. Mesela
bekleyin, mesela bu tartışma sırasında Kautsky üzerine didişme
konusunda kendisini gösterdi. Bilinç öğesi, partinin çalışma
tarzı, komünist çalışma nedir konusunda, Ne Yapmalıda da tartışılan konularda kendisini
gösterir. Bu konulara bakıp da eğer biz Ne Yapmalıda Leninin
dediği şeylerin Parti tarafından bugün reddedildiğini,
kabul edilmez hale getirilmekte olduğunu ve Leninin başka
koşullar için söylemiş olduğu şeylerin şimdi
uygulanmaya çalışıldığını, gerektiği
şeklindeki iddialar temelinde bunların
reddedilir duruma gelmiş olduğu sapma
içine düşülmüş olduğu, sapma kesimi içinde de böyle
hataların olduğu görülüyorsa, bu durum bize gösteriyor ki, Mao Zedung
Düşüncesi reddedildiği zaman, hakikaten Leninizm konusunda da
aşınma başlıyor! Çünkü bilim bilimdir; bu, isimlerin
savunulmasına ilişkin değildir, esasında bilim bir bütündür, bak aşınmaya
başlıyor. Ve dedik ki, Kautskyciliğe doğru bir sempati
duyulmaktadır! Ve dedik ki sizin Leninist parti
anlayışını reddedişinizde,
Kautskynin çalışma tarzına tarihsel kılıf bularak, bunları yeğlemenizde bu kendisini göstermektedir.
Mesela, sırf ordunun
örgütlenmeyişi göstermiyor! Arkadaşın tarih bilgisinde
göstermiyor sorun kendisini -ordu meselesinde de var ama o önemli değil-
bugün. Avrupadaki devrimci işçiler kendilerine
iktisadi ve demokratik mücadeleyi temel
alırlarsa, bu cins mücadele sınıf
uzlaşmacılığını, savaş döneminde de
emperyalistlere kuyruk olmayı
getirir. Ekonomizm, oportünizme, oportünizm sosyal şovenizme
dönüşür! Ve emperyalist savaş geldi mi sen artık bu
savaşa karşı çık desen bile, o şekilde eğitip
çalıştırdığın, mücadeleye sevk ettiğin
işçiler, bu devrimci yenilgicilik sloganını,
savaşa girmiş burjuvaziyi arkasından kurşunlayıp,
emperyalist savaşı iç savaşa çevirmeye çalışma
sloganını atamazlar! Bunu
Lenin diyor! Diyor ki, Kautsky devrimci yenilgicilik sloganını
istese de uygulayamazdı! Aynen böyle diyor; neden uygulayamazdı: o
gün onu söyleseydi dahi, kadroları şaşkın bakacak, sen
neden bahsediyorsun, diyecekti. Kitle tabanı, ben onu yapamam ki, ben
burjuvazinin karşısında böyle mücadelelerin yürütülmesine
hazır değilim. Ben başka türlü mücadele ettim; daha önce köklü
bir kopuş mücadelesini yürütmedim; daha önce iktisadi demokratik talep
isteyen mücadeleyi yürüttüm ben. Burjuvazi sen kusura bakma, ben senin mezarını
kazacağım, kusura bakma; senin mezarını kazarken üzerine
ispirto, gazyağı dökerken, kusura bakma burjuvazi, ben sana bunu
yapacağım diye senelerden beri bunu talim ederek
hazırlanıp gelmedim. Ben iktisadi demokratik mücadeleyi kendime temel
alarak geldim. Şimdi ben nasıl ispirto, gazyağı döküp
burjuvazinin arşını kurşunlayacağım, ihanet
işleyeceğim, ülke içinde en büyük ihaneti işleyeceğim, en
büyük suçu, yani vatan haini suçunu, sabotajcılık suçunu, başka
bir emperyalistin beşinci kolu, ajanı diye beni asıp
kurşunlayıp, direkten asacakları şekilde suç
işleyeceğim.
Bu gücü ben maalesef kendimde bulamam
der. Bulamazlar da! İşçileri bu ekonomist çalışma
tarzı buraya getirmez. Nitekim, Kautsky isteseydi de
taşıyamazdı bu görevi. O da biliyordu bunu!
Yapıştı gitti burjuvazinin kuyruğuna, yanına gitti
diyor Lenin.
Kautskyvari Değil,
Marksist
Leninist - Maoist
Parti Faaliyeti Gerekli
Şimdi arkadaşlar,
İF için önerilen çizgi, kendisinin
istikbalini burada göstermektedir. Şimdi biz dedik ki, Leninist parti
anlayışı. Bu konuya da değinmek istiyorum: Leninist parti
anlayışı sonradan keşfedilmiştir. Keşfedilmesi
için bir bilinç öğesinin şartları doğru yorumlayıp
gelişmesi gerekirdi. Bilim buna erişmiştir. Leninist parti ortaya çıktıktan sonra, artık
eski Kautsky dönemi için de geçerlidir. Yani İkinci Enternasyonal dönemi
için de geçerlidir. 1871de de geçerlidir. Çünkü proletarya partisi savaş
partisidir. İsterse arkadaşın üstünde durduğu -ama
yanıldığı- gibi bu savaş, bu nihai silahlı
ayaklanma, isterse 40 sene sonra gelsin, ona hazırlanarak geleceksin. Onun
için eğitilerek geleceksin. Hani geleceğin, senin geleceğin,
bugünün içinde de olacaktı? O lafı beleşe kullanmak doğru
değil. Senin geleceğin -sıkıştığın
zaman kabul ediyorsun- gelecek bugünün içinde de barınmalı diyorsun.
Doğrudur bu. O zaman İkinci Enternasyonal partilerinin 1912-1914de
savaş sırasında, ayaklanma, emperyalist savaşı iç
savaşa çevirmek için hazırlık, daha öncenin içinde barınmak
zorundadır! Bunun için gerekli parti, o dönemde de geçerlidir! Burada mutlak gerçek ile göreceli gerçek
arasındaki felsefi tartışma meselesi vardır. Göreceli
gerçek meselesi, doğrudur Marks o dönemde göreceli olarak bu
kadarını bildiği için, biz şimdi küstah kesilemeyiz,
doğrudur. Ama biraz sonra
başka bir göreceli gerçek var. Leninist parti, göreceli, ama gerçek doğru olan budur, o
dönemin tedavisi için de geçerlidir. Demin kuduz için anlattığım
gibi geçerlidir. Çünkü
arkadaşın o dönemde diye düştüğü hata rölativizmdir. Bu dönemde bu, o
dönemde de o, her dönemde o döneme göre, o ona göre, bu buna göre, herşey
bir şeye göre; ama benim dışımda, kafamın
erdiğinin dışında, bildiğimin dışında
objektif bir gerçek var. O gerçeğin tabiatı ne sorusuna cevap verirse
bize, bilsem de bilmesem de bir tabiat var orada, işin, olgunun esası
orada var. Bunu bilemiyorum ama var. İşte Lenin diyor, rölativizm
diyor, kim görecelikten bahseder de mutlak
gerçekten bahsetmezse rölativisttir diyor. Rölativizm oportünizmin
mayasında ister istemez vardır, rölativizm/görecelilik, ona
görelilik, buna görelilik vardır, sonu idealizmdir! Yani ben bunu bu kadar da bilsem bu masanın içinde
ne olduğunu bugün bu kadar da bilsem, daha da bilsem, farketmez. Bunun
içinde bir şey var bu doğru olarak izah edilebilinir. Onun için
göreceli gerçekle mutlak gerçek birbirinden soyutlanamaz. Ampirio-Kritisizmde Lenin bunun üzerine abana abana
vurmaktadır. Bu mutlak gerçek, bir proletarya partisinin nasıl
çalışması gerektiği gerçeği geriye doğru
uzanır gider. Nereye kadar gider? Proletaryanın siyasi olarak örgütlenip
de ben bu işi yapacağım, iktidarı devireceğim
dediği ilk ana kadar gider. Komünist
Manifestosu ile, proletaryanın ortaya çıkışından
bu yana proletaryanın bu cins, Leninist-vari bir cins savaş kumanda
merkezine ihtiyacı vardır! Bunun bir zamana kadar
keşfedilmemesi, her dönemde de yani daha önce de, bunun ilaç olarak
kullanılabileceği, proletarya tarafından inkar edilemez. Felsefe
konusundaki Leninizm bile sadece buna cevap
vermektedir.
Benim verdiğim
alıntı hiç bir şekilde arkadaşın
verdiği alıntı değil. Ben dedim ki, her mücadele biçimi
-ordu, silahlı- burjuvazinin anasını
ağlattığı ölçüde harikuladedir! Yazdığım
şiir, yaptığım nükte, burjuvazinin anasını ağlatıyorsa
harikulade bir mücadele dalıdır. Bu şiir harikulade bir
daldır. Bu komedi, parlamentoda da ben burjuvazinin anasını
ağlatıyorsam harikuladedir benim için. Bunu da yaparım. Ama
kalkıp da şiirciliğin, şairliğin, esas görev ilan
edilmesi -MKlı yoldaş- gibi veyahut da parlamentarizmin o günkü
dönemde esas görev ilan edilmesi,
parlamenter mücadelenin esas mücadele ilan
edilmesi, arkadaşın Leninist partinin ne için
çalışması gerektiği konusunda, daha sonra kızıl
siyasi iktidar için her dönemde barışçıl dönemde bile bu
biçimdir diye, bu unutulmamalı şeklinde söylediklerini
yadsıdığının tam
da ispatıdır!
Ustaların da
Ufak Tefek Hataları Olabilir,
Ama
Oportünistler
Bunu Fırsat Bilmesin
Şimdi, dedik ki,
bu barışçıl dönem, bir alıntı verdik dedik ki bu
barışçıl dönem, usta olan Engelsi bile biraz etkilemiştir. Marksın Fransa da İç Savaş adlı eserine
yazdığı önsözde de bu görülebilir. Önsözdeki girişinde,
bakın Fransada İç Savaş -1848-1851 dönemi, iç savaş dönemi-
Engels bunu Marksın büyük bir katkısı olarak yeniden
sunuyor.Yeniden sunarken önsöz
yazıyor. Hangi dönemde yazıyor, 1880Ierde yazıyor. Bu
nasıl bir dönem? Bu barışçıl denilen dönem. Diyoruz ki
bu çerçevede bakarsak, şunu görebiliyoruz: şartlar insanın
zihnine işliyor. Şartlar Engelsde bile bu kadarcık da olsa, bu
konuda, bu ifadesinde yanlış
bir eğilime yol açıyor. Tekrar ediyorum; Engelsin bu
eğilimi yanlıştı. Engelsin
ustalığı mustalığı ile uğraşan yok.
Yanlıştı! Yanlıştı! Ne diyor?
Alıntıyı uzun okumayacağım. Gidiniz o
alıntıyı uzun boylu değerlendiriniz. Fransada İç Savaşın önsözü. Ama, şu kısmını
okııyacağım, diyor ki: Biz, yani devrimciler diyor,
bak hatta söyleniş tarzı..
(Bir yoldaşın
müdahalesi: şurada bir şey var, arıyorsan: genel oy Alman
işçileri tarafından Fransız Marksistleri programının
ifadesiyle bir kandırma aracı olmaktan çıkarılarak bir
kurtuluş aracına çevrildi.)
Kusura bakmayın, neyse,
ben uzun uzun aktarmaya çalışmayayım. Başka bir dilden
Almancadan tercüme ediyorum: Biz, devrimciler -Engels devrimistler
diye yazıyor, sonra devam ederek - devrimistler, devrimciler, illegal
metodlar ve devirmeye nazaran, legal metodlarda çok daha, çok daha
başarılı iş yürütüyor durumdayız. Engels, burada
daha iyi görünüyoruz da demiyor, ha babam ha kazanan, böyle kar üstüne kar
yığan tüccarlar gibi kazanıyoruz anlamında bir kelime
kullanıyor.Ve devam ediyor: düzenin partileri, ki kendilerini böyle
adlandırıyorlar, kendileri tarafından yaratılmış
olan legal koşullar altında geberiyorlar -yok oluyorlar-. Biraz
sonra, ardından şöyle diyor: Ve şayet biz onları memnun
etmek için, kendimizin sokak çatışmalarına itilmesine izin
verecek kadar delilik göstermeyecek olursak, o zaman, eninde sonunda, bu
ölümcül legaliteden kendilerinin yarıp çıkmaktan başka çareleri
kalmayacak. Anlatabiliyor muyum? Demek ki şurada burada objektif
koşulların getirdiği mücadele ortamında elde edilen
bazı geçici başarıların,
büyük ustalarda bile bazı nahoş etkiler
bıraktığını gösteriyor bu alıntı. Bu
alıntıdaki belli ölçüdeki yanlış eğilimin bir çok izi
ve ispatı var. Mesela en önemlisi, Wilhelm Liebknecht`ten bahsederek,
onun kendisine attığı kazığı bir mektubunda
eleştiriyor Engels -Kautskyye bir mektubunda.
Bundan iki gün sonra bir mektup daha var,
Pariste Paul Lafargueye yazdığı mektup. Tarihleri: Paul
Lafargueye yazdığı mektup 3 Nisan 1895; Kautskyye
yazdığı mektup 1 Nisan 1895 tarihli. Bu yaptığı
hatalı eğilimli değerlendirme, çok fazla hatalı değil,
eğilimsel bir değerlendirme, ama hatalı bir değerlendirme.
Abartıcı, o dönemdeki başarıları belli ölçüde abartan
bir değerlendirme. Oportünistler derhal
ellerine yapışıyorlar Engelsin, ve Engels o zaman
anlıyor ki, tamam da biraz fazla söyledik, hatalı söyledik diye
anlıyor.Ve yazdığı mektupta Engels şu tavrı
koyuyor. Engels Kautskyye yazdığı mektupta diyor ki: Beni
diyor, legalitenin, her ne pahasına olursa olsun legalitenin barışçıl tapıcısı haline
getirdi Liebknecht diyor, şikayet ediyor. Karl Kautskyye diyor ki,
Liebknecht beni barışçıl mücadelenin tapıcısı
haline getirdi,... Kazık attı bana diyor. Paul Lafargueye ikinci
mektubunda devam ediyor, Liebknecht bana güzel bir kazık attı.
Benim Marksın Fransadaki 1848-1850 yazısındaki önsözümden
işine yarayan herşeyi
aldı. Ona hizmet edecek herşeyi aldı ve kendi taktiklerini,
yani ne fiyata olursa olsun şiddet ve şiddetli güç, zorun
kullanılışına karşı, diyor,
barışçıl taktiklerini, kendi taktiklerini iyi göstermek için
eline ne geçerse oradan aldı kullandı. Bu kendisini çok memnun etti
bunları vaaz edebilmesi için, bilhassa Berlindeki
baskı kanunları olduğu dönemde, yani sosyalistlere
karşı baskıların, anti-sosyalist kanunların
olduğu dönemde. Fakat ben bu taktikleri sadece Almanyanın bugününe
söylüyordum. Fakat o zaman bile, önemli ön koşul ve kayıtlarla,
şartlara bağlı olarak provizyonla birlikte söylüyordum. Fransa,
Belçika, Avusturya ve İtalyada bu taktikler bütünüyle
kullanılamazlar; yarın Almanyada da bunların hiçbiri
kullanılabilir olamaz. Görüyorsunuz, Engels burada ne bizim kendisine
fazla saldırmamıza mahal verebilecek şekilde, ne de kendisine
gerçekten hakaret ederek onun dediklerini bu şekilde koz olarak
kullanmalara karşı kendi yaptığını da belli ölçüde geri almaktadır. Bu
demektir ki: Birincisi Engels oportünist falan demek değildir. Deniliyor
ki, o dönemde bir çalışma tarzı vardı, bu çalışma
tarzı giderek ne getirdi, alışkanlıklar getirdi. Bu
alışkanlıklar, bu çalışma tarzı, parti
görevlerinin merkezinden esas olanın kaçmaya başlamasını,
legalizmi getirdi. Legaliteye düşkünlük, parlamenterizm, bu konudaki
başarılar, bu cins çalışma tarzı, partileri
çöküşe doğru götürdü. Ve gerçekten
de Stalinin alıntısı bana yarar! Bu partiler güvenilmez
durumdaydılar. Stalinin alıntısını okuyan
arkadaşa bu dank etmek zorundadır! Bu partiler güvenilmez
durumdaydılar, ayaklanmayı bu partilerden beklemek doğru
değildi. Stalin haklı. Yeni partiler kurmak gerekiyordu, bu da
doğrudur! Ama Stalin demiyor o
alıntıda, bu partiler illa ki bu hale gelmeliydiler. Partiler
çürüdüğü zaman yeni partiler
kurulması gereklidir. Bu partiler neden
bu hale geldiler, sorun bu! Ama partilerin illa çürümesini söylemek mekanik
materyalizmin dik alasıdır. Proleter sınıf bilincinin rolü
bunu engelleyen şeydir. Mekanik materyalizmin dik alasıdır.
Marksizmin 1905 devriminden sonra şartların gene kötüye gitmesiyle,
partinin çöküşe karamsarlığa gitmesiyle, bilinç rolü Lenin ile
birlikte gelmiş, irtica yıllarında, felsefede, taktikte, parti
tasfiyeciliğini bilinçle engellemiştir.
Kautskyvari
Hazırlık Nereye Götürür? !
Demek ki, bu çalışma
tarzında ve bunun getirdiği
şeylere karşı uyanık olabilecek öğenin
yapabileceğini ve bunda eksiklikleri, ve buna karşı Leninist
parti çalışması ve Leninist hazırlığın
değerini şimdi biz görebiliyoruz. Mesela Leninin bu konulara
ilişkin dedikleri çok önemlidir, Lenin açıkça bu konuda tavır
takınıyor. Açıkça bu cins çalışma tarzı çökertti,
onlarca yıllık parlamenterizm
düşkünlüğü, onlarca yıllık. Ne zaman diyor bunu: 1. Dünya
Savaşı patlak verirken görünüm odur. Onlarca yıl! Nereye gidiyoruz
takvimde arkadaşlar! Nereye gidiyoruz onlarca yıl ile: 1912, 1902,
1892, bak bak, bu barışçıl dönem denilen dönemlere
gidiyoruz. Barışçıl denen dönemlerdeki düşkünlükler
diyor Lenin, sosyal şövenizmi getirdi. Buralardaki oportünist
eğilimler yerleştiler. Sonradan açığa vurdular! Üstelik
sadece açığa çıkmadı, abardı ve depreşti! Cerahat
kesesi depreşti, sonunda sosyal şövenizm, sosyal emperyalizm olarak
ortaya çıktı, diyor. Bunun kökü burada görülmelidir diyor.
Yani, Lenin bir müddet sonra dönüyor bu dönemdeki çalışma
tarzını eleştiriyor. Marks
ve Engelse yapılan uydurma
iletmeler -ki bence MKlı arkadaş bundan bol bol yapıyor,
mesela, Staline yaptığı uydurma iletmedir- bu durumda, Marks
ve Engelse yapılan uydurma iletmeler bu durumda sosyal-şövenizmin
iki elebaşısının ağır kanadını
oluşturuyor. Plehanovun bunu söylemesi, 1813 ve Almanya daki 1870deki
ulusal savaşı anımsatıyor.Kautsky, bilginlerin bilgini bir
havayla Marksın 1854-1855, 1859, 1870, 1871 savaşlarında başarısı
en çok istenen kamp (yani burjuvazi) sorunu irdelendiğinde Marksistlerin
ve 1876-1877 ve 1897 savaşlarında aynı şeyi
yaptığını tanıtlıyor. Bütün bunlar
safsatacıların her zamanki yöntemidir, ama öğelerinde
birbirlerine benzemeyen durumlarla ilgili
örnekler almaya dayanır. ... Bu, metrelerle kilometreleri birbirine
karıştırmaktır, diyor Lenin. Oportünizm
tartışması. Dönek Kautsky; arkadaş Dönek Kautskyden ilk
okuduğum alıntı sayfa 174, ikinci okuduğum gene aynı
kitap sayfa 203. Bütün oportünizmin gelişmesi, anatomisi, siyasi
tavırları, taktikleri, emperyalizmle uzlaşma taktiklerini
açıklayan, tanımlayan, ikna eden şeydir. Sayfa 203:
Oportünizmde en önemli olan sınıfların işbirliği
fikridir. Savaş bu fikrin alışılmış -bakın
savaş bu fikrin a1ışılmış-
etken ve uyarıcılığına tüm bir olağanüstü
etken ve uyarıcılar dizisi ekleyerek, özel tehdit ve zorlamalar
aracıyla, dağınık ve bölünmüş
yığını burjuvaziyle işbirliği yapmak
zorunluluğunda bırakarak, bu fikrin mantıksal sonucuna
götürüyor. Çünkü vardı, ve savaş bir sürü etken ve
uyarıcılarla mantıksal sonucuna da götürdü. Lenin devam ediyor,
oportünizm, insan yığınının temel
çıkarlarını, aralarında küçük çok küçük bir
azınlığın çıkarlarına feda etmeye, ya da başka
deyişle işçilerin bir bölümünün, proletarya
yığınına karşı, burjuvaziyle bağdaşmasına
dayanır. Ben bu konuya sonradan yeniden geleceğim: oportünizm
işçi aristokrasisine ve işçilerin bir bölümüne dayanır. Bu bölüm erimez! MKnın iddia ettiği gibi
aristokrat bölüm erimez! Oportünizm buna dayanır... Savaş bu
bağlaşmayı -yani, bu işçilerle burjuvazinin
birleşmesini- son derece açık ve zorunlu duruma getirir. Oportünizm,
on yıllar boyunca ayrıcalıklı bir işçiler
katmanının görece barışçıl ve rahat
varlığının onları burjuvalaştırdığı,
onlara ulusal sermaye karlarından kırıntılar verdiği,
onları sıkıntıdan, acılardan esirgediği ve
yıkım ve sefaletin adanmış
yığınını devrimci eğilimlerinden
uzaklaştırdığı kapitalizmin gelişme
çağının özelliklerinden doğdu. Emperyalist savaş bu
durumun dolaysız uzantısı ve doruk noktasıdır. Çünkü
emperyalizm, ulusların ayrıcalıkları için, sömürgelerin bu
uluslar arasında yeni bir paylaşımı için, onların öbür
uluslar üzerindeki egemenliği için bir savaştır bu.
İşçi sınıfının üst katmanının küçük burjuvazi ya da otokrasinin (ve
bürokrasinin) ayrıcalıklı durumlarını korumak ve güçlendirmek oportünist küçük burjuva
umutlarla buna karşılık düşen taktiğin savaş
zamanında işte doğal uzantısı budur; bugünkü sosyal
emperyalizmin iktisadi temeli işte budur. Ve kuşkusuz
alışkanlık gücü, yani on yıllarca devam edilen
mücadeledeki a1ışkan1ık
gücü görece barışçıl bir evrim göreneği, yani bu
dönemin alışkanlığı bu dönemin getirdiği bu
gelenek, görenek, ulusal ön yargılar, beklenmedik
değişiklikler korkusu ve bu değişiklikler
karşısındaki inançsızlık, bütün bunlar oportünizmin olduğu denli, oportünizmle sözde
yalnız bir zaman için, sözde yalnızca özel neden ve güdülerden ötürü
varılan iki yüzlü ve alçakça varılan uzlaşmayı da
pekiştirmiş olan tamamlayıcı koşullar rolünü
oynadı. Bakınız Lenin, yaratıcı
değil, tamamlayıcı koşullar
rolünü oynadı diyor. Savaş on
yıllar boyunca işlenmiş olan oportünizmin görünüşünü değiştirdi;
onu yüksek bir dereceye çıkardı, nüansların sayı ve
çeşidini artırdı, yandaşlarının saflarını çoğalttı,
kanıtlamalarını bir yığın geniş safsatalarla
zenginleştirdi, deyim yerindeyse bir çok yeni dere ve
akıntıları oportünizmin ana akımıyla
kaynaştırdı, ama ana akım yok olmadı. Tersine! Demek
ki, bir akım vardı; böyle tersine bu onlarca sene böyleydi. Bu
vardı, depreşti, görünüşünü değiştirdi, sosyal emperyalist
oldu. Lenin devam ediyor, sosyal-şövenizm, bu burjuva çıban,
sosyalist parti içinde varlığını artık eskisi gibi sürdüremeyecek derecede
olgunlaşmış oportünizmdir.
İkinci Enternasyonal
dönemini belirleyen eski bölünme, şövenler/enternasyonaller biçimindeki
yeni bölünmeye aşağı yukarı denk düşer. Devam
ediyoruz ikna olmayanlara. Çünkü demiyor bakın Lenin, şöyle demiyor;
ve bakın biz de demiyoruz ki Kautsky bir günde dönek oldu. Bu nereden
çıktı; sanki bir günde acaip bir şeyler oldu bu adamlara?
Hayır öyle değil! Lenin anlatıyor, tarihsel süreci
anlatıyor. Bu yapılan, her dönemde Kautskynin anti-Marksist
olduğunu söylemek değil; burada, biriken hata, eğilim,
gelenek, huy, ve alışkanlığın gücü giderek
abardı diyor.
Oportünizmin bir
raslantı sonucu tek tek bireylerin günahı, bir
düşüncesizliği, bir ihaneti değil, ama bütün bir tarihsel
dönemin -Yani barışçıl dönemin ve bu dönemin çalışma
tarzının, demek istiyor- toplumsal ürünü olduğunu söylemekte
herkes birleşiyor. Bununla birlikte herkes bu gerçeğin anlamı
üzerinde düşünmüyor. -MKmız, MKmız değil, MK
temsilcisi, bu konuda dinlesin Lenini -Oportünizm yasallığın
meyvesidir! Buyrun baylar, yasallığın
meyvesidir, yasal çalışma yapmanın değil(!)
yasallığın meyvesidir. Yasal koşullar bol bol
olduğu şartlarda kafayı yormayan, alışkanlık
eğilimleri önünde dize gelir, yasallığın, legalitenin
önünde. Bakın arkadaş demin esas görev diyordu! Bu arkadaşı
(Not: MK temsilcisi kastediliyor) ben o döneme götürseydim, bu çizgisiyle
Kautskyden çok daha önce sosyal
şöven olup çıkmıştı! Devam edelim, oportünizm
yasallığın ürünüdür. 1889-1914 -bakın Engelsin
mektubundan da öncesine varıyor- döneminin işçi partileri burjuva
yasallıktan yararlanacaklardı. Bunalım patlak verince yasa
dışı gizli eyleme geçmek gerekiyordu (oysa, bu geçişi
birçok savaş kurnazlığıyla birleştirilmiş en
büyük gözü peklik ve en büyük kararlılıktan başka türlü gerçekleştirmek
olanaksızdır.) Bu geçişi engellemek için bir tek Südekum yeter.
Biraz ilerde Lenin devamla şöyle diyor, Sosyal şövenizm o derece
olgunlaşmış, görece barışçıl uzun kapitalizm
dönemi boyunca o derece güçlü ve yüzsüz bir duruma gelmiş, ideolojik ve
siyasal bakımdan o derece açıklığa düşmüş,
burjuvazi ve hükümetlerle o derece dostça bağlanmış
oportünizmdir ki, sosyal demokrat işçi partileri içinde böyle bir
akımın varlığına hoşgörü gösterilemez. Küçük bir
taşra kentinin uygar kaldırımlarında her ne denli ince ve
güçsüz kundura pençeleriyle yetinilirse de, dağa gidildiği zaman
kalın ve çivili pençelerden vazgeçmek olanaksızdır. Avrupada
sosyalizm, dar ulusal çerçeveli, görece barışçıl ve
sınırlı aşamadan çıktı... onu işçi
partilerinden çıkarıp alma, hiç kuşkusuz gündemdedir.
Şimdi arkadaşlar,
sorunu açık seçik anlatmış bulunuyoruz. Diyoruz ki, bu dönemlerdeki yaşantı bu
dönemde Leninist Parti yaşantısı, faaliyet tarzı yoktu. Ve
Leninin mücadelesi, Ne Yapmalı-st mücadele, Ne Yapmalıdaki bilinç ögesi, Komünist çalışma
tarzı, siyasi teşhirler kampanyası,
esas sorunlar bunlardır. Parti, parti faaliyeti, bilinç ögesinin rolü,
devrimci teorinin rolü bunlardır. Lenin bu mücadelesine 1889lardan
itibaren başlar. 1889 Rusyadaki Bir
Gerici Akım, Nereden Başlamalı gibi eserleriyle Lenin bu mücadelesine başlar. Ne Yapmalıyla, 1902de, -1901de
yazılır, 1902de yayınlanır- çok kapsamlı,
ağır ve teorik bir şekilde konulur, ispatlanır. Ve bu
şekilde eğitilen parti, ta 1889lardan itibaren eğitilerek gelen
parti bu şekilde, Ne Yapmalıda
öğütlendiği gibi çalışan parti, 1914de emperyalist
savaşta zafer kazanan tek partidir!
Ekim devriminin başarısı
ve yolu denildiği zaman, Ne Yapmalı
ana öğedir. Hiçbir işçi partisi, esas olarak Ne Yapmalıyla eğitilmiş
olan Bolşevik Partisi kadar bu zorluğa göğüs geremezdi. Leninist
parti öğretisi Ne Yapmalıda
yazılıdır. O şekildeki çalışma tarzı,
barışçıl dönemde de olsa, ondan sonraki emperyalist dönemde de,
sürüp getirilmediği müddetçe çöküş kaçınılmazdır;
demek ki, sosyal şövenizme gitmenin yolunu engelleyen budur. Buna dikkat
çekiliyor.
MK Oportünizmi,
Geçmişin Teorik
ve Pratik Zaferlerine Değil,
Hatalarına Özeniyor
Ve deniliyor ki, bu
şekilde senin Ne Yapmalıdaki
Leninist parti örgütlenmesine, komünist
çalışma tarzına ters düşen çizgin, kitle çizgin, parti örgütlenmesi çizgin, parti nitelik
örgütlenmesi çizgisi, parti niteliğinin sürekli
sıçratılmasını reddeden çizgin, Leninin bu konudaki
öğretilerine ters düşen çizgin, seni aynı koşullarda aynı
felakete götürecek!
Ne Yapmalının bütünü, kitle çizgisi konusunda bugün Partimizin kitle çizgisidir
diye savunulan çizgiyi mahkum etmektedir!
(MK temsilcisi müdahale ediyor: Ya Sol Komünizmdeki?)
Bu soruyu genişletmiyor. Şimdi nasıl mahkum etmektedir?
Soruyoruz arkadaşlara, diyoruz ki
-bakın arkadaşlar, dikkat edin, meseleler nasıl birbirine
bağlı! -diyoruz ki, Partinin bu çelişkiyi, Leninizmi
kavrayıştaki bu eksiklik gediği ve hatası, bu Leninizmin eriyen kesimi, Partide sırf TKP/ML
1. ve 2. MKsının ürettiği birşey değil, UKHda üremiş olan bir şeydir! Ekim
Devriminin yolundan 1934 deki komünist partilerinin büyük ölçüde vazgeçmesi ve Deklarasyonda
belirttiği gibi vazgeçmesi de o dönemden beri sürüp gelen yani Ekim
Devriminin yolu olmayan bazı
örgütlenmelerle birlikte gelmektedir. Ve bunlarla Leninizmin örgütlenmeleri arasındaki fark maalesef görülmemek
üzere diretilmektedir. Diretenler var! Bu yanılgınızdan vazgeçmek zorundasınız! Leninizm
bilimine, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi öğretilerine gelip,
onun öğretilerini kabul etmek zorundasınız. Yani kitle çizgisi
konusundaki hatamız UKH ile bağ içindedir. Komintern in, devrimci
dalganın kabarıp inişe geçmesinden sonra, 1920Ierde, 2. dönem
denilen dönemde, artık devrimin iktidarı koparma
fırsatlarının gündemde olmayışı dönemi için
önerdiği kitle çalışması, partilerin kitle partisi haline getirilmesi önerisi, bunun nasıl
yapılacağı konusundaki tavsiyeleri,
bu partilerin 2. dünya savaşına hazırlıklarına
önemli ölçüde darbe vurmuştur. Bu anlayışlar, bu ekonomist anlayışlar, Genel Kriz Teorisi ile de yakından bağ içindedir. Bu
meseleye ilişkin olarak, Stalinin Toplu
Eserlerinin 7.cildinde yayınlanan, Rus
Komünist Partisi 14. Konferansı
Çalışmalarının Sonuçları (Sayfa 102-107) adlı
yazısını tercüme ettim; şimdi okuyorum sizlere. Tercümesi
olduğu gibi, orijinaline sadık bir biçimde
yapılmıştır. Zaten, çarpıtmayı gerektirecek hiç
bir yanı yoktur, güvenebilirsiniz. Stalinin raporunun bu kesiminin
başlığı, Kapitalist Ülkelerde Komünist Partilerinin Acil
Görevleridir. Hangi döneme ilişkin olduğunu da açıklayacak şimdi:
RKP(B)in
14. Konferansı Çalışmalarının Sonuçları-Kapitalist
Ülkelerde Komünist
Partilerinin Acil Görevleri:
Soruların ikinci gurubuna geçiyorum.
Kapitalist ülkelerde Komünist Partilerinin bugünkü durumunun yeni
ve özgül özelliği, devrimci dalganın
kabarış dönemi, yerini alçalış dönemine, sükunet dönemine
bırakmış bulunuyor. Görev içinden geçmekte olduğumuz
sükunet döneminden faydalanarak, Komünist Partilerini güçlendirmek,
Bolşevikleştirmek, sendikalara
dayanarak onları gerçek kitle partilerine dönüştürmek, proleter
olmayan sınıflar arasından emekçi kesimleri, hepsinden önemlisi,
köylülüğü, proletaryanın etrafına toparlamak ve son olarak,
proletaryayı devrim ve proletarya diktatörlüğü ruhu ile
eğitmektir.
Batıda Komünist
Partilerinin karşısında duran acil görevlerin hepsini
sıralamayacağım. Kominternin genişletilmiş
toplantısının (KEYK 5.
Genişletilmiş
Toplantısı, Moskova, Mart 21 - Nisan 6, 1925/Kominterne bağlı partilerin
Bolşevikleştirilmesine ait tezler) bu konudaki
kararını, özellikle Bolşevikleştirme üzerine
aldığı kararları okursanız, somut olarak bu
görevlerin neler olduğunu kavramanız zor olmayacaktır.
Açıklığa
kavuşturulması ile diğer tüm acil görevlerin yerine
getirilmesini kolaylaştıracak olan görevi, esas görevi ele almak istiyorum.
Nedir bu görev?
Bu görev, Batı`da
Komünist Partileri ile sendikalar arasındaki bağı
kurmaktır. Bu görev, sendika birliği kampanyasını
geliştirmek ve başarılı bir sonuca eriştirmek, bütün
Komünistlerin mutlaka sendikalara katılmasını sağlamak, sermayeye
karşı işçileri bir Birleşik Cephede toplamak için
sendikalar içinde sistematik olarak çalışmak ve Komünist Partilerinin
bu şekilde sendikaların desteğine sahip olabilmesini
sağlayacak şartları yaratmaya çalışmaktır.
Bu görev yerine getirilmediği takdirde, Komünist Partilerinin gerçek
kitle partilerine dönüştürülmesi ve proletaryanın zaferi için
gerekli şartların yaratılması mümkün olmayacaktır. -Bundan çıkarılacak dersi
düşünmek lazım.
Batıdaki sendikalar ve
partiler, buradaki, Rusyadaki sendikalar ve parti gibi değillerdir.
Batıdaki sendikalar ve partiler arasındaki ilişkiler Rusyada
oluşturulmuş olanlardan çok farklıdır. Bizim ülkemizde
sendikalar Partiden sonra ve proletarya partisi etrafında ortaya
çıktı. Parti ve onun örgütleri sadece siyasi mücadeleye değil,
küçük, çok küçük grevlere kadar işçi sınıfının
iktisadi mücadelesine de önderlik ederken, daha henüz sendikalar ülkemizde
ortada yoklardı. Esas olarak bu,
işçiler arasında Partimizin Şubat Devrimi öncesinde sahip
olduğu istisnai prestiji izah eder. Şurada burada varolan
başlangıç halindeki sendikaların aksine, gerçek sendikalar
ülkemizde ancak 1917 Şubattan sonra belirdiler. Ekimden öncesinden,
işçiler arasında muazzam prestij sahibi sendika örgütlerini kesinlikle
kurmuş bulunmuyorduk. Daha o zaman, Lenin sendika desteği
olmaksızın proletarya diktatörlüğünün ne kurulmasının
ne de muhafaza edilmesinin mümkün olamayacağını söylüyordu. Ülkemizde
sendikaların en güçlü gelişmesi iktidarın ele geçirilmesinden
sonra, özellikle NEP şartlarında sağlandı. Hiç şüphe
yoktur ki güçlü sendikalarımız şimdi proletarya
diktatörlüğünün başlıca desteklerinden birini oluşturmaktadır.
Sendikalarımızın
gelişme tarihindeki en belirgin
özellik, Partiden sonra, Parti etrafında ve Parti ile dostluk içinde
ortaya çıkmaları, gelişmeleri ve güçlenmeleridir.
Batı Avrupada sendikalar
tamamıyla farklı şartlar altında gelişmişlerdir.
Birincisi, işçi sınıfı partilerinden çok önce ortaya
çıkmış ve güçlenmişlerdir. İkincisi, orada işçi
sınıfı partileri etrafında gelişen sendikalar
değildi; tersine işçi sınıfı partilerinin kendileri
sendikaların içinden çıktılar. Üçüncüsü, mücadelenin ekonomik alanı, ki işçi
sınıfına en yakın olanı budur, söz gelişi sendikalar tarafından
ele geçirilmiş olduğundan ötürü, partiler esas olarak parlamenter
siyasi mücadele ile uğraşmak zorunda kaldılar ve bu ister
istemez faaliyetlerinin karakterini ve işçi sınıfının
onlara verdiği önemi etkiledi. -Doğru mu, bu yorum?!! Tam
da partilerin sendikalardan sonra ortaya çıkmış olmalarından
ötürü ve tam da sendikaların partilerden çok önce oluşmuş ve
hatta sermayeye karşı mücadelesinde proletaryanın baş
kaleleri haline gelmiş olmalarından ötürü, tam da bu sebepten ötürü, partiler,
bağımsız güçler olarak, sendikaların desteğine sahip
değildiler ve arka sıraya
itildiler.
Bundan demek ki şu sonuç
çıkıyor ki, şayet Komünist Partileri devrimi ileri sürüklemeye
muktedir gerçek bir kitle gücü haline gelmek istiyorlarsa, sendikalarla
bağlarını kurmalı ve onların desteğini
almalıdırlar.
Batıdaki durumun bu
özgül özelliğini hesaba katmamak, komünist
hareketin davasını yıkıma götürmek anlamına gelir.
Orada, Batıda, bu özgül
özelliği kavramaya yanaşmayan ve anti-proleter, anti-devrimci
slogan, Sendikaları Bırakın sloganı ile meşgaleye
devam eden Komünist kişiler hala mevcut. Belirtilmelidir ki, bunlar ve
benzeri Komünistlerden daha fazla komünist harekete zarar verebilecek kimse
yoktur. Sendikaları düşman kampı olarak gören bu kişiler,
dışarıdan onlara saldırmayı planlıyorlar.
Sendikaların, iyi de olsalar kötü de olsalar, sıradan işçiler
tarafından, kendilerinin ücretlerini, iş saatleri ve benzeri
korumasına yardımcı olan kaleleri olarak
bakıldığını kavramıyorlar. Böyle bir
politikanın, Komünistlerin geniş işçi sınıfı
kitleleri arasına girebilmelerine yardımcı olmak yerine,
engellediğini kavramıyorlar. - Dinleyin hele!
Sıradan avaraj bir işçi böylesi komünistlere şunu
diyebilir: Benim kaleme saldırıyorsun. İnşası bana
onlarca seneye malolmuş örgütleri yıkmak istiyorsun ve bana komünizmin
sendikacılıktan (trade-unionizmden) daha iyi olduğunu
ispatlamaya çalışıyorsun. Bilmiyorum, belki senin komünizm
hakkındaki teorik münakaşaların doğrudur. Benim gibi,
normal bir işçi adam, senin teorilerinin anlamını nasıl
kavrayabilir? Fakat şunu biliyorum ki: benim sendika kalelerim var; onlar
bana mücadelede önderlik ettiler, hasta zamanımda, iyi zamanımda beni
kapitalistlerin saldırısına karşı korudular, ve her
kim ki bu kaleleri yıkmayı düşünüyor, benim davamı,
işçilerin davasını yıkmayı arzuluyordur. Benim
kalelerime saldırmaktan vazgeç, sendikalara katıl, içlerinde
beş, on sene çalış, onları güçlendirmeye,
iyileştirmeye yardımcı ol. Bu arada da, ben sizin ne biçim
insanlar olduğunuza bakayım, eğer gerçekten iyi insanlar
olduğunuz belli olursa, ben de, tabii, o zaman sizi desteklemeyi reddetmem. ve bunun gibi... -Bunu sonra Ne Yapmalı`nın
92-95 sayfaları ile kıyaslayacağız.
Bugün Batıda anti-sendikacılara karşı
sıradan avaraj işçinin tavrı,
yaklaşık tavrı budur.
Avrupadaki avaraj işçinin kafa
yapısının bu özelliğini kavrayamayan her kişi
komünist partilerinin bugünkü durumu hakkında hiç bir şey
anlayamayacaktır.
Batıda
Sosyal Demokrasinin gücü nerede yatıyor? Sendikaların desteğine
sahip olmaları olgusunda.
Batıda bizim Komünist
partilerimizin zayıflığı nerede yatıyor? Sendikalarla
bağ kurmamış olmaları ve bu Komünist Partileri içinde
bazı unsurların onlarla bağların kurulmasını arzu
etmemeleri olgusunda.
Dolayısıyla, bugün
Batıda Komünist partilerinin esas görevi sendikalarla birlik içinde
kampanyayı genişletmek ve başarıyla sonuçlandırmak, istisnasız bütün Komünistlerin
sendikalara katılmasını sağlamak, sabırla ve
sistemli bir şekilde işçi
sınıfını sermayeye karşı birleştirmeye
çalışmak, ve bu şekilde Komünist Partilerinin sendikaların
desteğine sahip olabilmesini sağlamaktır.
Kominternin
genişletilmiş toplantısının, içinde bulunduğumuz
dönemde Batıda Komünist Partilerinin acil görevleri hakkında
aldığı kararların anlamı işte böyledir....(9 Mayıs 1925. RKP(B), Moskova Örgütü
Toplantısından Verilen Rapor.) (abç).
Bu yaklaşım tek kelimeyle,
hatalı, yanlış ve zararlıdır!
Şimdi arkadaşlar, buradaki soruna ilişkin olarak,
bir de şunu, Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu (KEYK)
kararlarından okuyorum: 5. Genişletilmiş KEYK Toplantısında,
Bolşevikleştirme Kampanyası üzerine alınan karardan bir
pasaj, (INPREKORR, V, 77 (80), Sayfa: 1017 (1069), 11 Mayıs
1925, Kaynak Jane Degros, Cilt 2, sayfa:
192)
Komünistler, daha fazla,
yüksek ücret ve 8 saatlik iş günü için, tüm acil talepleri destekleyerek, işsizliğe
karşı mücadele yürüterek, iş verenlerle bütün
çatışmaların başına cesaretle geçerek, emekçi kitleler
içinde etkinliklerini arttırırlar ve otorite sahibi olurlar. (Nisan 1925,.3. Bölüm, X. Kesim) (abç)
Evet, biz bunun da yanlış, çok yanlış olduğunu,
Leninin bize bunu öğretmediğini,
bunun Leninizmin çarpıtılmış
şekli olduğunu söylüyoruz!...
(MK temsilcisi müdahale ediyor, KEYK
kararı mı?)
Evet, KEYK kararı!...
(MK temsilcisi yine müdahale ediyor, Tek
bu karar mı, bir tek cümle mi?)
Arkadaş, genel kararlar;
bak, burada bir kaç tane karar var. Bu kadar vakit harcadım, sırf
ispatlı olsun diye; lütfen daha fazla uzatmayın. Çizgi açık
seçik meydanda! Bu dönemde, bu
temellerde, Bolşevikleştirme, böylesi kitle
çalışması, örgütlenmesi Leninist metod değildir! Bu ekonomizmden
esinlenmiş bir genişleme, kök salma teorisi, Trade-unioncu bir
teoridir. Bu teori doğru değildir.
Bakınız
karar böyle:
Komünistler, daha fazla,
yüksek ücret ve 8 saatlik iş günü için tüm
acil talepleri destekleyerek, işsizliğe karşı mücadele
yürüterek, işverenlerle bütün çatışmaların başına
cesaretle geçerek, emekçi kitleler içinde etkinliklerini artırırlar
ve otorite sahibi olurlar. Bu eğilim, bu anlayış, bu
yaklaşım düpedüz yanlıştır! (Not: itirazlar, çeşitli
soru ve müdahaleler) Bu işin doğrusu
Ne Yapmalıdadır! Evet,
arkadaşlar, İbrahim Kaypakkaya,
Seçme Yazılar sayfa 352:
ŞAFAK
REVİZYONİSTLERİ ACİL TALEPLER ADI ALTINDA
REVİZYONİZMİ SAVUNUYOR.
Program
taslağının 40. maddesinde şöyle deniliyor: Hareketimiz,
emperyalizmin gerilemesi, halkın demokratik haklar kazanması ve
yaşama şartlarının düzelmesi yönündeki bütün acil talep ve ihtiyaçları savunarak...
Açıktır ki, bu anlayış, bazı şartlarda,
kişiyi reformizmin en derin
çukuruna batırır. Yarın, köylülerin silahlı
mücadelesini boğmak için, gericiler kısmi bir toprak reformuna
girişirse, Şafak revizyonistleri bunlara destek olacaktır. Çünkü
böyle bir şey, emperyalizmin -bütün mevzilerden sökülüp atılmamak
amacıyla- bir adım gerilemesi olacaktır. Yaşama
şartlarında kısmi bir düzelme sağlayacaktır. Hakim
sınıfların, iktidarlarını tehlikede gördükleri zaman,
sistemin temeline dokunmadan (onlar elbette dokunamazlar), kısmi
düzeltmelere gittikleri çok görülmüştür. Tarihimizdeki köylü isyanlarının
çoğu bu şekilde bastırılmıştır. Bugün
Türkiyede faşist sıkıyönetim toprak reformu sloganıyla
ortaya çıktı ve kendini daha büyük tehlikelerden korumak için, bir
parça toprak da dağıtabilir. Sovyet-sosyal emperyalizminin dümen
suyunda bir gerici iktidar daha fazlasını da yapabilir. Bunlar
imkansız şeyler değil, kuvvetle mümkün olan şeylerdir.
Gericiler, bütünü kurtarmak için parçayı niçin feda etmesinler? Bütün
imtiyazlarını, ellerindeki bütün sermaye ve servetlerini, bütün
toprak ve emlaklarını kaybetmemek için, niçin bunların bir
kısmını feda etmesinler? Kitlelerin
bizzat bugünkü sistemi yıkmak için silaha sarıldığı
şartlarda ve yerlerde, acil talep ve ihtiyaçları savunmak gibi gösterişli bir sloganın
arkasına saklanmak, düpedüz reformist ve gerici bir tutum olur.
Halkın ağzına bir parmak bal çalarak onun öfkesini
yatıştırmak ve bütün arı kovanlarını kurtarmak
isteyen gericilerle aynı paralele düşmek olur. (abç)
Şimdi, silahlı
mücadele şartlarımı vardı Türkiyede, sorun o değil.
Daha önemlisi var. Böyle bırakmıyor kendini, acil talepler asla her
şart altında savunulmaz diyor. Bu diyor (Not: KEYK raporu kastediliyor)
savunularak.
(MK temsilcisi müdahale ediyor. neyi savunarak diyor ama,
okuduğunu iyi oku.)
Komünistler, -daha fazla müdahale etme
yüksek ücret, 8 saatlik iş günü için tüm acil talepleri destekleyerek
itibarlarını artırırlar.,,
İbrahim Kaypakkaya, Seçme
Yazılar, Sayfa 354:
... Acil talepler asla her şart altında savunulmaz ve
desteklenmez.
Marksist-Leninistler, acil talepleri genel politik
taleplerimize ve kitleler içindeki devrimci ajitasyonumuza sıkı
sıkıya bağlamak şartıyla ve devrimci
sloganların yerine kısmi talepleri asla ön plana çıkarmamak
şartıyla savunur ve desteklerler...
... İkinci olarak da, acil talepler için mücadele daima tali kalmalıdır,
devrimci sloganların yerine bunlar geçmemelidir. Reformistlerle,
devrimcileri birbirinden ayıran kıstaslar bunlardır...
İbrahim
Kaypakkaya, Seçme Yazılar, Sayfa 355:
...Kitlelerin
bilincinin acil talep ve ihtiyaçları savunarak
yükseltileceği safsatası, Lenin yoldaşın deyimiyle, eski
bir türkü, bir ekonomizm türküsüdür. Bu türkünün güfteleri, Rusya da 19.
yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında ortaya
çıkan fakat Lenin yoldaşın Ne Yapmalı? adlı panzehiriyle öbür dünyayı
boylayan, mütevvefa Rus ekonomistlerine aittir. Bizim dostlar (!) o türküyü günümüz şartlarına adapte
ederek, tekrar piyasaya sürüyorlar. Yazık! -Yazık MKnın
emeklerine Emeklerine yazık!
Çünkü bunlara artık kimsenin on para
verdiği yoktur. Yığınların
mücadeleye sevkedilmesi, bilinçlerinin yükseltilmesi ve silahlı mücadele
saflarına kazanılması için, onların acil talep` ve ihtiyaçlarını savunmak,
gerçekten ekonomizmin aşama aşama bilinçlendirme teorisinin ta
kendisidir....
İbrahim
Kaypakkaya, Seçme Yazılar, Sayfa 356:
...Kitleler
ancak, bütün siyasi gerçekleri teşhir ederek sosyal hayatın her yönünü,
her alanını kapsayan
geniş teşhir kampanyaIarıyla bilinçlendirilebilir.(abç)